·336 syf.····Okunma: 14 Ekim 2022 00:00 Hüseyin Rahmi Gürpınar, bana göre Türk edebiyatının en özel yazarlarından biri. Herhangi bir edebî topluluğa katılmamış, toplumcu çizgisinden ödün vermeden eserlerinde halkın dilini kullanmış ve gündelik hayattan insan manzaralarını bütün gerçekliğiyle anlatmış.
İşte bu eseri de yine aynı üslubun tüm özelliklerini taşıyor. Bu roman öncelikle 6 Kasım 1927-26 Şubat 1928 tarihleri arasında Vakit gazetesinde tefrika edilmiş. Romandan 8-9 sene kadar önce Paris’te oynanan bir piyesle aynı ismi taşıması sebebiyle eserin bu piyesten alıntı olup olmadığı hususunda okuyucular meraka düşmüşler. Yazarın buna cevabı ise şöyle olmuş: ‘’İsim oradan alınmıştır. Piyesten de ancak onda bir nispetinde istifade edilmiştir. Fakat roman, Fransızca piyesin ne tercümesidir ne de uyarlaması! Bu husustaki en doğru hükmü piyesi evvelce okumuş olanlarla romanı okuyacaklar verebileceklerdir.’’
Roman dönemi için oldukça iddialı bir konuyu ele alıyor. Kokotlar Mektebi adlı bir okul açmak isteyen, bu okulda kültürlü metres yetiştirerek burada yetişen kızlara zengin, kibar beyler bulmaya çalışan bir kadın üzerinden ilerleyen hikâye, giderek enteresan bir hâl almaya başlıyor. Romanın başında okulu açmak isteyen kadının bu fikrini paylaştığı bir yazar, filozof karakter görüyoruz. Aralarında geçen tartışma, aslında kadın-erkek ilişkilerine dair birçok detay barındırıyor. Erkeklerin bu konuda özgür olması, istediği kadar kadınla birliktelik yaşayabilmesi fakat tam tersi bir durumda kadının adının çıkması ve toplum tarafından yaftalanması üzerinde çokça duruluyor. Hüseyin Rahmi, çok eşlilik, evlilik dışı ilişkiler, cinsiyet ayrımı gibi toplumsal sorunları oldukça detaylı bir şekilde ele alıyor. Hemen hemen 100 yıl önce bu konulara değinmesi de yazarın aslında döneminin ne kadar ilerisinde olduğunu gösteriyor.
Bir ana hikâye üzerinden ilerleyen romanda Kokotlar Mektebi adlı müesseseden yetişen kızların yaşadığı maceralara yer veriliyor. Birbirinden bağımsız görünen birkaç farklı olayı okuyor olsak da temelde İrfan Yekta ve Şefkat’in hikâyesi olay örgüsünü oluşturuyor. Olay örgüsüyle beraber bu toplumsal sorunların sebepleri, sonuçları bolca tartışılıyor ve felsefi temeli de ihmal edilmiyor.
Toplumun gözünden düşmüş, yazarın tabiriyle namusu sakatlanmış kızların yaşam mücadelesi Şefkat ve Nevvare gibi karakterler üzerinden anlatılırken bir yandan da erkeklerin düştüğü aciz durumlar, yer yer yazarın mizahi üslubuyla aktarılıyor.
Hüseyin Rahmi’nin üslubuna ayrı bir parantez açmak da istiyorum. Dönemine göre kullandığı sade dil, mizahi anlatım tarzı benim her zaman hoşuma gitmiştir. Romanda kullanılan dil konuyla paralellik de gösteriyor. Argoya bolca yer verilen romanda bazı gayrimüslim karakterlerin bozuk Türkçeleriyle, kendi ağız özellikleriyle konuşturulması romana eğlenceli bir hava katmış.
Ben romanı biraz uzun buldum. Yer yer olayların altyapısı, düşünce boyutu anlatılırken konudan fazla uzaklaşıldığı hissine kapıldım. Genel anlamda beğendiğim bir roman oldu. Hüseyin Rahmi’nin daha erken dönemde yazdığı romanları ismen daha çok biliniyor. Kokotlar Mektebi İş Bankası Kültür Yayınları’nın tekrar yayımlaması ile birlikte gereken değeri görecektir diye düşünüyorum.