Gönderi

Keşke konuşsalar
2/10
·269 syf.··
2022 51. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2022 18:52
Bu kitapla ilgili inceleme yapmadan önce bir şöyle göz gezdireyim dedim bakalım okuyucu kitlesi neler yazmış diye . Genel intiba ise eserin çok iyi olduğu ile ilgili .Olumsuz denebilecek (ki onlarda ufak tefek ) bir elin parmağını geçmeyecek sayıda yorum var sadece . Sonra oturdum düşündüm bu kadar okuyucunun bulupta benim denk gelemediğim o güzelliğini ortaya koyan sır ne diye ve yine kendimce bulduğum yanıtsa bu eserin tamamen bir manipülasyondan ibaret olduğu . Deyim yerindeyse (benim düşüncemdir) bu kitap tam bir fiyasko . İhsan Oktay ANAR ‘ın yıllar önce okuduğum iki eseri olan Puslu Kıtalar Atlası ve Amat hakkında şimdi içeriklerini pek hatırlamasanda olumlu bir intibaya sahiptim . Fakat Suskunlarda bunun tam aksi fikirdeyim . Bunları da dilim döndüğünce affınıza sığınarak burada paylaşmaya çalışacağım . 1. Yazarın yani eserin dili gereksiz süslü ve ağdalı olmuş . Yer yer okuyucu sıkar seviyeye gelen bu dil okuyucunun düşünmesine engel olacak seviye kadar uzanıyor . Yazar bir sürü eski ,kullanımı kalmamış ve kesinlikle Türkçe olmayan kelimelerle okuyucuyu manipüle ediyor . Okur ister istemez ben anlamıyorum fakat evet burda iyi bir şeyler var demeye getiriliyor . Halbuki böyle bir şey yok . Örnek vermek gerekirse sayfa 123 ten bir alıntı paylaşacağım. Bu sazdan üflenen nağmeler, sırrın ufûlevî vüsafâsı olan ehl-i vukuf füsûnkârların bezediği o vâsî füseyfisâda raks ve vüsûb eden vüsemâ gibi birer üfkûhe idiler.Ama füsûs ki, üflendikçe gönüllerdeki menhûs ufûnetin üfûl olduğu , bu füyûz dolu , tabiî bir vüs ve vüs’at taşıyan nefesler , hangi yusuf-ı kalbîden nasıl hâsıl olur diye sanki , fusûl-ı erbaa teessüf ediyordu . Üflenenler adeta , Şems’in üfûl ettiği ufka gönderilen canlardan ibâret bir demet vüfûd idiler . (Bu kadar eseri beğenen okurun bu satırları anlamadan sözlük karıştırmadan okuyup geçtiğine dair bir önyargı taşımaktayım . Hal böyleyken anlamadığınız bir şeyi nasıl oluyorda beğeniyorsunuz ? ) 2. Eser tamamen gerçekçilikten uzak . Bu cümleleri sarf ederken kurgu dünyasından bahsetmiyorum hoş o konu da ayrı fakat ben gerçekçilikten uzak derken eseri okurken karakterlerin verdiği tepkiler veya olay silsilelerin gerçeklikten uzak olduğunu kast ediyorum . Yine örnekle açıklayayım . Hikayemizin ana karakterlerinden biri olan Davut’a Asım adında bir hayalet musallat olmuştur . Bu hayaleti yakalayabileceğine inanan bir hayalet avcısı hayaletin gelmesi ile canhıraş evden kaçmaya çalışır . Okuyucunun nabzını yükseltmeye çalışan bu sahnelerin sonunda avcı kendisini üst kattan sokağa atar ve uyluk kemiği kırılır . Bundan sonrasını yazarın hayat verdiği karakterin dilinden direkt buraya alıyorum “Bu hayâlet çok öfkeli! Hiç bu kadar öfkelisini görmemiştim. Allah sana yardım etsin. Çırağım yarın gelir malzemelerimi alır. Bana ödediğin yüzyirmi akçenin yarısını da sana getirir. Ücretin asla tamamını ödemem. Çünkü hayatımın yarısını bu gece kaybettim. Bir daha da senin evine adımımı atmam. Bunu böyle bilesin !” Bu kadar korkan ve neticede ayağını kıran birinin dönüp bu para hesabını yapması ne kadar gerçekçi varın siz hesaplayın . 3. Karakterlerin oluşumu ve özellikleri kabul edilebilir asla değil . Yine kitabın önemli karakterlerinden sayılabilecek Yedikule kahini için yazar şu cümleleri sarf ediyor . “Ayrıca kahin namuslu bir insandı “,”Çünkü bu mektep medrese görmüş , mürekkep yalamış adam paradan çok ilmin kendisine değer verirdi. “ Yani ilime ,okumaya bu kadar önem veren bir insan kahenetlerde bulunarak yani geleceği bildiğini iddia ederek okuduğu bu ilim ile ters düşüyor .Ayrıca geleceği bildiğini iddia ederek nasıl namuslu oluyor anlamak güç . 4. Yazarın bir derdi yok . Bunu yazarken örneğin Fakir Baykurt okurken yazarın devlet hiyerarşisine bir savaş açtığını ,Orhan Kemal okurken fedoliteden kapitalizme geçişin karın ağrısını çektiğini , Yakup Kadri okurken cumhuriyet ilkelerinin halk tabanına inmediğini dert ettiğini görebiliyorken İhsan Oktay’ın bir derdi olduğunu düşünmüyorum yazmak için yazmış . 5. Kitapta çok fazla öyküyü ilerletmeyen ayrıntı var . Çehov derki bir silah duvarda asılıysa kitapta muhakkak patlamalı . Özetle işlevsiz bir şeyler olmaması gerekiyor kitapta . Fakat bu kitapta olabildiğince çok böyle işlevsiz ögeler . Yine bir örnekle açıklamam gerekirse Eflatun evden bir ıslık sesi duyar 79 dan 125 sayfaya kadar evden çıkıp Mevlevi tekkesine ulaşana kadar bir sürü gereksiz ayrıntı içinde boğulur . Yani okuyucu bu 50 sayfaya yakın kısmı atlasa ki bu azımsanmayacak bir kısım (kitabın 266 sayfa olduğunu hesaba katarsak %20 ye yakın bir kısmı )okuyucu hikayeden hiçbir şey kaybetmez . Özete gelecek olursak eser hakkındaki düşüncelerim;gerçekten okurken sinirlenip vakit kaybı olarak değerlendirdiğim bir eser olmuş . Ben kesinlikle ama kesinlikle beğenmedim . Bu esere harcayacağınız bir zamanı açın Dostoyevski okuyarak harcayın .
1000k
Suskunlarİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202611,8bin okunma
··
1 +1'leme
·
1.664 Gösterim
5 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Henüz bitirmedim ama az önce 1. eleştirinize örnek olarak yazdığınız paragrafı okudum yani gerçekten bu kadarına gerek var mı? Bana biraz şov gibi geliyor, dönem romanı yazmak için böyle bir şey yapmaya gerek yok. Akıcılığı bozuyor.
Okurken eleştirdiğim birçok konuyu ele almışsınız. Hele dakikalarca sözlük karşıtırmam... Yine de sevdiğim bir yazar. Ellerinize sağlık çok iyi bir inceleme olmuş 🌿
Herkes bu kitabı bu kadar överken ben anlamadım mı acaba diye düşünerek kendimi suçladığımdan yarım bırakmamak için çok uğraştım ama iyi ki yarım bırakmışım zaman kaybı olurmuş yoksa
Size büyük ölçüde hak versem de kitabın bir derdi olmadığı savına katılmıyorum. Cüce Efendi ve cemaatin davranışları eleştirilmiş kitapta ki kolaylıkla o kişileri ve tutumlarını bugüne uyarlayabiliriz. Ayrıca susmak erdemi üzerine derin bir anlatı var kitapta. Boş dediğiniz 50 sayfada yedi ölümcül günahtan bahsediliyor. Bana kalırsa da o bölüm biraz uzun olmuş ama yazar demek ki bu kısma büyük önem atfetmiş.