Bir kez daha okuduğumda kim bilir hangi gizem çözülecek? Bu cümleyi böylesine yalın anlatımı olan ve çocuk kitabı sanılan bir kitap için kuruyorum evet. İlk sayfalarda kitapta geçtiği haliyle “yetişkin tavrımı” takınarak yazarın hayal gücüne belki de şizofreni belirtisi halüsinasyonlarına vakıf olacağımı sanmıştım. İyi ki de öyle olmamış. İçimdeki çocukla konuştu Küçük Prens . Yazar harika yaklaşımlarıyla felsefi yönden besledi ve yumuşacık yaptı kalbimi:) Her birimiz Küçük Prens gibi kendi gezegenimizin biriciği hissettik bir zamanlar sanki buna muhtaçtık. Sonra bir tomurcuk diğerlerinden eşsiz açtı yeryüzümüzde. Çiçeği ve evimizi geride bırakmalıydık , evin ve çiçeğin bizim nezdimizde ne olduklarını anlamak için. Sevginin ne olduğunu anlamak için de maceraya atıldı küçük Prens. Biz de özümüzü/Evimizi terk etmekle kendimizi başka gezegende hisseder anlar yaşadık. Ve Küçük Prens bizim gezegenimizde sevginin emek olduğunu anlayarak evine,çiçeğine dönmek istedi. Maalesef öğreti bitince , bitti serüven. Son sayfalarda küçük prensin masumiyeti ile bilgeliği arasında kaldım, duygu karmaşası yaşadım göz yaşları içinde. Masumiyetiyle öldü mü? Bilgeliği ile evine mi döndü? Ya bizim çocuk hislerimize ne oldu? İkisi de diyebiliriz. Masumiyetimizle ölüp bilgece evimize geri döndük. Yıldızına geri döndü diyor yazar küçük Prens için. Ve Küçük Prens fısıldıyor yıldızların çokluğunu, alıştıklarımıza olan sorumluluğumuzun sonsuzluğunu. Sonsuz sorumluluk ve serüvene açmak yüreğimizi tıpkı yıldızlarda su pınarı arayacak olan küçük Prensin yürek zenginliği gibi :) İçimizde bilgisi var olan ve olmadık serüvenlere atılan çocukluklarımızı yıldızlara uğurlayışımız hiç bitmeyecek. Hem sevgi hem de hüzün dolu bir kitaptı. Karanlığın en çok da ışığın içinde var oluşu , sevginin tüm duyguların imbiğinden geçerek var oluşu gibi . Okuma fırsatı bulanlar yıldızlara başka gözlerle bakacaklar ve ben bu değişimi kesinlikle tavsiye ediyorum.