"Montag'ın içinden ağlamak geldi ama gözlerine ya da ağzına hiçbir şey olmuyordu." Syf 99
Ben bir yazar olsaydım, bu cümleyi yazardım dediğim bir sürü cümleyle dolu Fahrenheit 451. Zaten iyi bir yazar olmak da belki hepimizin hissetiği duyguları, ya da yaşadığı olayları iyi bir gözlem ve geniş bir birikimle kelimelere aktarmak değil midir? Sanat bundan ibaret değil midir hatta? Sözsüz, yalnız bir melodide dahi tanıdık bir şeyler bulur insan. Bir tablodaki bir canlının hatta cansız bir nesnenin yerine koyar kendini. Ben bu tabloda yer alacak olsaydım şuradaki başı sonu belli olmayan duvar olurdum ancak, demek bile kendimizden bir şeyler bulduğumuzu gösterir o eserde. Bunlar hep uzun okumalar, belki yıllarca sürmüş sürecek, sağlam tespitlere ihtiyaç duyar dostlarım. Ray Bradbury'de de ister yetenek ister çalışkanlık deyin bolca var bu tespit etme özelliğinden.
Misal ne olduğu belli olmayan bir varlığı ne olmadığıyla betimlediği bir
sıfat: " Makine olmayan, hayvan olmayan, ölü olmayan, canlı olmayan, uçuk yeşil ışık saçan bir şey..." bizler bilmediklerimiz sorulduğunda ne olmadığıyla yanıt veriyoruz çoğu zaman, bu en sevdiğim tespitlerinden biri mesela.
Ayrıca, Montag'ın Clarisse'e olanları duyduğunda hissettiklerini bana " open.spotify.com/playlist/54vZeI... " buradaki şarkılar hissettirebilir belki diye hayal etmiştim. Söylemeden de edemeyeceğim, Montag ile aralarındaki bağ bana Sevgili Matthew ile olan bağımı anımsattı. Çok sevdim yani kitabı, kendimden bir şeyler buldum, bitti diye üzüldüm.
Sevgili Clarisse ve dostum Matt için, Endemico'nun şarkısının ismi gibi aynı: benimle olacaksınız, kalbimde bir el izi gibi.