Mel

@Mel5
Puan vermedi·226 syf.··
2022 101. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 24 Ekim 2022 18:53
1895 yılında yazılan bu eserde Le Bon, yeni çağda egemen olacak faktörü “Kalabalıkların Gücü” olarak görmüş ve bu eseri ele almıştır. 19.yy toplumuna atıfta yazılan bu eser hâlâ günümüzde de gözlemlenebiliyor. Değişen sadece maruz kalınan koşullar, insan hep aynı insan. Le Bon öncelikle kitle ve kalabalığı tanımlayarak başlar. Birçok bireyin yan yana bulunması, organize olmuş bir kalabalığın karakterini vermez. Bir meydanda toplanan, belli amacı olmayan binlerce insan asla psikolojik bir kitle haline dönüşmez. O topluluğun ortak bir kelimeye, deneyime, görüye veya hayale ihtiyacı vardır. Ortak bir uyarıcıya sahip olunduğu gibi kitledeki her birey kendini unutup organizmanın parçasına dönüşür. Birbirinden tamamen ayrı yaşamsal deneyime sahip binlerce kişi tek bir kelime altında toplanabilir. Ör; Milli olaylar başlığı altında insanlar çok hızlı bir şekilde örgütlenip psikolojik kitle haline dönüşür. Kitleyi meydana getiren bireyler kimler olursa olsun; yaşama biçimleri, iş güçleri, karakterleri veya zekaları ister benzer, ister ayrı olsun, kalabalık haline gelmiş olmaları kolektif ruhu aşıladığını söyler. Aşılanan bu ruh her birinin tek başına, ayrı ayrı bulundukları halde duyacaklarından, düşüneceklerinden ve yapacaklarından tamamiyle başka hissettirir, düşündürür ve yaptırır. Bazı düşünceler ve duygular sadece kitle halinde bulunan bireylerde kendini gösterir veya hareket alanına çıkar. Kitlenin yarattığı kolektif psikoloji bireyin içindeki tekilliği susturup, sürüye uyum itkisini yaratır. Kitlelerin Psikolojisine sadece sosyolojik olarak yaklaşmak sığ kalacaktır. Le Bon şöyle bir pencere açıyor; Bilinçli hareketlerimiz, ırsi etkiler altında oluşan bilinçaltı temelinden meydana gelir. Bu temel, ırkın ruhunu oluşturan sayısız ataların birikimini kendinde taşır. Hareketlerimizin bilinen nedenleri arkasında, bilmediğimiz gizli sebepleri var. Her gün işlediğimiz fiilerimizin birçoğu anlatamadığımız gizli sebeplerin sonucudur. Her birimizin 200.000 yıllık insan deneyimlerinin taşıyıcısı ve aktarıcısı olmasını düşünebiliyor musunuz, kümülatif anlam taşıyıcılarıyız. Irkın ruhunu oluşturan bilinçaltı ögelerin etkisiyle, bir ırkın bütün bireyleri; aslında birbirlerinin aynı gibidir. Bir ırkın bireylerini birbirinden ayıran şey, terbiyenin ve istisnai bir kalıtımın sonucu olan, bilinçli şeylerdir diyor Le Bon. İşte bilinçaltı tarafından yönetilen bir ırkın hemen hemen çoğunun sahip olduğu genel karakteristik özellikleri, kitlelerde ortak özellikleri meydana getiriyor. Kolektif bilinç içerisinde, bireylerin akli yetenekleri ve kişilikleri silinir. Aynı cinsten olmayan, aynı cinste olanın içinde boğulur, kaybolur ve bilinçaltı özellikleri kontrolü eline alır. Kitlelerin hareketlerine yön veren efektleri şu başlıklar ile tanımlar: -Kitlelerin duyguları ve ahlakçılığı; kışkırtılma yeteneği, hareketliliği, kızgınlığı, telkine kapılma yeteneği, çabuk inanırlığı, kitle duygularının abartılığı ve basitliği, taassubu, baskıcılığı, muhafazakarlığı ve ahlaklılığı. -Kitlelerin düşünceleri, muhakemeleri ve hayal güçleri; fikirleri, yargıları, hayal gücü -Kitlelerin düşünceleri ve inançları; ırk, gelenek, zaman, politik ve toplum konuları, öğretim ve eğitim. -Kitlelerin düşüncelerini etkileyen etkenler; hayaller, kelimeler, formüller, vehimler, tecrübe, akıl. -Kitleleri yönetenler ve inandırma araçları; kalabalıkların önderleri, iddia, tekrar, sirayet, nüfus. Le Bon eğitim hususuna o kadar güzel değinmiş ki ve bu farkındalığa pozitivizm çağında vardığını düşünürsek, ne kadar iyi bir sosyolog olduğunu anlamış oluruz. Din gibi kutsallaştırılan eğitim metotlarını sert bir şekilde eleştirmiştir. Hayatta başarılı olmanın ana şartları, yargılama, tecrübe, girişim ve karakterdir diyor. Bunlar kitaplarda öğrenilmez, kitaplar gerek duyulduğu takdirde başvurulmaya yaran sözcüklerdir, oradaki yazılı uzun paragrafları zihne doldurmak, ezberlemek boşuna bir gayret olduğunu düşünüyor. Klasik eğitimi son derece gereksiz bulup, mesleki eğitimin zekayı geliştirdiği düşünmüştür. Bu konuda Tain adlı bir yazarın şöyle bir paragrafını alıntılamış, ki oldukça pragmatik, rasyonel bir yaklaşım sağlanmış. Alıntı şu şekilde; "Düşünceler ancak doğal ve alışılmış çevrelerinde oluşur. Fikir tohumlarının serpilmesini sağlayan şey, genç adamın her gün atölyede, madende, mahkemede , avukat yazıhanesinde, gemi tezgahı üzerinde, hastanede ve aletlerin, işçilerin çalışmanın iyi veya fena yapılmış karlı veya zararlı işlerin manzarası karşısında aldığı sayısız duygusal izlenimlerdir Gözlerin, kulağın, ellerin ve hatta burnun aldığı küçük algılayışlardır ki, irade dışında, kendiliğinden birikerek, er veya geç ona yeni bir şey hazırlama, sadeleştirme, ekonomi, ıslah veya keşfetme gibi yetenekleri hazırlar. Bütün bu kıymetli temaslardan, temsillerden en lüzumlu ögelerden en verimli yaşlarında her genç Fransız yoksundur. Yedi sekiz yıl devamlı olarak, doğrudan doğruya kişisel tecrübeden, eşyaya, kişilere ve bunların türlü şekillerinde yönetimine ait canlı bilgiler verebilecek bir tecrübeden uzak, bir okulda tutuklu yaşar. .. Bunların onda dokuzu zamanlarını, emeklerini, ömürlerini bir çok yıllarını, en fazla verimli olabilecek, etkili kararlı yıllarını kaybetmişlerdir. " Bir memleketin gençliğine verilen eğitim tarzı o memleketin kaderini önceden görmeye yardım eder diyor Le Bon. Eğitim sistemi ve müfredatın içi boşaltılıp anlamsızlaştırılıyor ise bu kasti bir eylemdir. Kitlelerin ruhu kısmen eğitim ve öğretim ile gelişir veya bozulur. Peki bir milletin tohum ıslahını etkileyen faktöre dair hiçbir şekilde iyileştirme çalışması yapmaması sizce nedendir? Okuyun bakalım, fazlasıyla cevabı var.
Kitleler PsikolojisiGustave Le Bon · Olympia Yayınları · 20215,2bin okunma
·
160 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.