·144 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Kasım 2022 00:12 Schopenhauer bu kitapta,
insanın mutluluğunun önündeki iki engelin ıstırap ve can sıkıntısı olduğundan bahsediyor. Istırabı, ihtiyacımız olan şeyin bizde bulunmamasıyla tanımlıyor. Bir nevi birşeyden yoksun isek bu bizde ıstırap yaratıyor. Can sıkıntısını ise bir insanın gerekenden fazlasına sahip olmasıyla tanımlıyor. Örneğin, bir insanın herşeye sahip olsa bile can sıkıntısına yakalandığını ve buna yönelik arayışlara girdiğini söylüyor.
Bir insan mutluluğunu ne kadar kendi dışındaki şeylerde ararsa mutsuzluğunun o derece artacağından bahsediyor. Örneğin, bir kimseye verdiğimiz değer veya paraya verdiğimiz değer ne kadar fazlaysa bunlar elimizden kayıp gittiğinde mutsuzluğumuzda o oranda artıyor. En mutlu insanı, kendine en çok yetebilen ve kendi dışındakilere bağımlılığı en az olan olarak tanımlıyor. İnsanın kendi dışındaki şeylerden çok fazla beklentiye girmemesi gerektiğini anlatıyor. Bilgisini artıran insan daha çok kederleniyor diye araya sıkıştırıyor.
Herhangi bir şey okuduğumuzda bunu yazan kişinin düşündüğü gibi düşündüğümüzü, çok fazla kitap okuyan kişilerin kendi kendine düşünme yeteneğinden uzaklaştığını söylüyor. Ancak okuduğumuzu derin düşüncelerle hazmedersek işe yaradığını belirtiyor. Okuduğumuz kitaplar konusunda çok seçici olmalıymışız. Özellikle dünyanın büyük kafalarının eserlerini okumalıymışız. Kitapların büyük çoğunluğu para için yazılıyormuş. Kendi kendimize düşünerek sonuca ulaşmak, kitaptan öğrendiğimizle ulaşmaya göre daha kalıcı ve daha faydalıymış. Kitaplar bir insanı kendi düşüncelerinden uzaklaştıran ikame şeylermiş. Yazarların çoğu da saçma sapan yazıyormuş. Net bir şekilde anlatmaktansa süslü cümleler kuruyorlarmış. Bunun sebebiyse entelektüel görünmek istemeleriymiş. Günlük hayatımızda da kısa cümlelerle olayı net bir şekilde anlatmalıymışız. Ama anlatmak istediğimiz şeyden çok fazla kelimeyi çıkarırsak da bu seferde anlam zayıflıyormuş. Ortasını tutturcaz inşallah dedim. Sonra soyutluktan uzaklaşıp somut düşünmemiz gerekiyormuş. Okurun okuduğunu anlaması için kendini çok fazla zorladığı yazıları beğenmiyor kendileri. Oğuz Atay'ın Tehlikeli Oyunlar, Abasıyanık'ın Alemdağda Var Bir Yılan kitaplarındaki gibi hayali şeyler ve anlamayı zorlaştıracak şeyler yazmayın demek istiyor herhalde. Basitlik dehaymış. Lüzumsuz şeylere gerek yokmuş. Kısacası çok okumaktan ziyade, kendiniz düşünün diyor. Okuyorsakda zamanımızı okumaya değer şeyler için kullanmalıymışız. Bir de böyle Talha gibi fazla uzatmayın diyor.