“Geçmişe gidebilseydiniz ama yalnızca kahveniz soğuyana kadar orada kalabilseydiniz ne yapardınız?”
Sizi etkisine alacak, yer yer büyüleyecek, duygulandıracak ve hayatınızdaki pişmanlıkları sorgulatacak 4 minik öyküden oluşan “Kahve Soğumadan Önce”nin özgün konusuyla herkesin dikkatini çekeceğine eminim. Kitap bir kafede geçiyor ve bu kafe müşterilerini geçmişe götürebilmesiyle ünlenmiş bir kafe, ne yazık ki öyle her isteyen geçmişe gidemiyor çünkü bazı kurallar var; spesifik bir sandalyede oturmak ve yolculuk boyunca hiç kalkamamak, size verilen kahveyi soğutmadan bitirmek gibi. Kitap daha önce bahsettiğim gibi dört minik öyküden oluşuyor ve bu öyküler dört farklı kişinin o sandalyeye oturup geçmişe - veya geleceğe - gitmelerini ve bu zaman yolculuğunda yaşadıkları maceraları anlatıyor. Bu hikayeler sırasıyla iş için sevgilisi Amerika’ya giden bir kadını, kocası Alzheimer olduğundan artık kendisini kocasına hatırlatamayan bir eşi, kız kardeşinin ölümü için kendini suçlayan bir ablayı ve çocuğunu görmek isteyen bir anneyi anlatıyor.
Konuya şöyle bir bakılınca kitaba dair çok bir bilginiz yoksa türünün fantastik olduğunu düşünebilirsiniz ama aslında bu doğru değil. En azından benim için bu kitabı tür açısından bir kalıba sokmak çok zor çünkü eser hem hayat hikayelerine odaklanıyor, hem okuru düşündürtüyor, hem de okuru farklı bir dünyayla tanıştırıyor. Dört hikayenin birbirine ustalıkla bağlandığını söylemekte fayda var; birbirinden tamamen ayrı, yalnızca aynı lokasyonda geçen hikayeler okuduğumuzu söylemek yanlış olur. Bu bağlar da kimi zaman okuru şaşırtıyor. Ben özellikle son hikayeden çok etkilendim, üstelik son hikayenin bir önceki hikayeyle arasındaki bağın tatlılığı beni hem şaşırttı, hem mutlu etti. Kitapta bayılmadığım tek şey karakterlerin düşüncelerine çok az yer verilmiş olmasıydı, özellikle dördüncü bölümün sonu gibi duygusallığın ön planda olduğu bölümlerde hikayenin gidişatından çok karakterin duygu ve düşüncelerinin ön planda tutulması gerektiğini düşündüğümden hep bir eksiklik hissettim diyebilirim. Buna rağmen yazar karakterin içindeki pişmanlıkları, yitip giden hevesleri ve umutsuzlukları iyi aktarmış; yine de özellikle durum hikayesi okumaktan hoşlananların ve olayların hızlı akmasından hoşlanmayan okurların kitabın bu yönünden hoşlanmayabileceğini belirtmekte fayda var.
Kitap değinilen konular ve verilmeye çalışılan mesaj açısından oldukça zengindi. Konusu benzememekle birlikte kitabın iletisi nedeniyle bana çok yakın zamanda okuduğum “Gece Yarısı Kütüphanesi”ni hatırlattı; bana göre bu kitap hem anlatım ve üslup, hem de iletinin verilme yolu açısından “Gece Yarısı Kütüphanesi”nden çok daha başarılıydı. Bu da bana bu kitabın duyguları, çok başarılı olarak görülen kitaplardan daha iyi aktarabildiğini gösterdi. Anlatımı hafif, ama yavan değildi; olaylar hızlı gerçekleşiyordu, ama takip etmek zor değildi; öyle akıcıydı ki istense bir çırpıda bile bitirilebilirdi. Yani benim beklentilerimi karşıladı ve duygulandırmasına rağmen yüzüme bir gülücük kondurmayı da başardı, bu nedenlerden ötürü yediden yetmişe herkese önerebilirim! Umarım ki eğer okursanız siz de bu kitaptan benim aldığım kadar zevk alabilirsiniz, şimdilik kendinize iyi bakın!