·406 syf.····Okunma: 10 Kasım 2022 16:06 Henri Charriere namıdiğer Kelebek. Fransa'da 24 yaşında işlemediği bir cinayet yüzünden , Fransanın, Avrupa'nın ve hatta insanlığın utanç kaynağı olan bir cezalandırma sistemiyle kürek mahkumiyeti için Şeytan Adasına gönderilir. 13 yıl boyunca bıkmadan usanmadan pes etmeden kaçmaya çalışan Papillon, sonunda "vatanım" dediği Venezuela'da özgürlüğüne kavuşur. Kelebek romanında bu hikayeyi anlatmıştı Henri. Ama sonra Henri'ye ne oldu. Hala genç sayılabilecek bir adamdı ve önünde uzun bir hayat vardı. 13 yıl haksız yere küreğe mahkum olan bir kaçağın kalan ömründe neler yaşadığı elbette okuyucu için büyük bir meraktı. Ayrıca 13 yıl boyunca ne zaman umutsuzluğa düşse de, 2 yıl süren hücre cezasında delirme noktasına gelse de, dostlarını bir bir kaybetse de onu diri tutan bir fikir ile kasıp kavruluyordu Kelebek ; İNTİKAM. Kelebeğin intikamı ne oldu ?
Kelebek'i okurken , yazarın kaçış hikayesine sanki yanı başında tanıklık etmiştim. Kaçabilmesi, kürekten kurtulabilmesi artık başarabilmesi için onunla beraber heyecanlanıyordum. İşin en ilginciyse, kaçtığını başardığında kitabı yazdığı için doğal olarak biliyordum. Ama yine de yaşadığı her acıyı, her korkuyu, her umutsuzluğu onunla beraber heyecanla yaşadım. Kelebek'in beni en çok etkileyen kısmı Henri'nin asla ama asla umudunu kaybetmemesiydi. Banko'ya müthiş bir merak ve yazara olan derin yakınlık hissi ile başladım. Acaba intikamını almış mıydı ? Kürek kaçkını olarak yaşamak ne kadar zordu. Kendini serüvenci olarak tanımlayan birinin , kürek mahkumu iken yaptıkları bu kadar mucizevi ve muhteşemken özgürken yapacaklarını okumak inanılmaz olacaktı.
Ve yine okurken aynı hisler. Adeta yazarla beraber zar atıyor beraber pusuya düşüyordum. Henri Charriere bir edebiyatçı değil, işlemediği bir cinayet yüzünden küreğe mahkum edilmiş ve durmadan kaçmaya çalışan hiç pes etmeyen bir adam. Kelimelerle arası o kadar iyi değil yani. Size süslü cümleler, olağan üstü betimlemeler yapmıyor. Sizi felsefi düşünmeye zorlamıyor, yaşadığı ilginç ve olağanüstü yaşamına şahit tutuyor sizi sadece.
Yalın ve akıcı kalemiyle özgür kaldıktan sonraki maceralarını harika bir şekilde anlatmış yine. Venezuela'nın madenleri , darbeleri, kültürü, kadınları, siyasi mücadeleleri de çok yalın ve samimi bir dille anlatılmış. Henri hayatı yaşarken çok düşünmeden olduğu gibi yaşıyor. Elinden alınan gençliğine rağmen benim gibi bir gençten çok daha fazla umut dolu. Bazen yaşının geçtiği endişesine kapılsa da anı yaşamayı biliyor ve yaşıyor, yaşıyor , yaşıyor. Her şey üst üste gelmişken, her yerde kaybetmiş , beş parasız ve kimsesizken bile gökyüzüne bakıp haline gülüyor ve ertesi gün yaşamakla dolu olarak uyanıyor. Her zaman yeni bir serüvene atılacak enerjisi ve kendine güveni var. Okurken en çok imrendiğim şeylerden biri de bu oldu. Bazen elimdeki her şeye rağmen yaşamın içine kendimi bırakamadığım, gelecek kaygıları ve geçmiş üzüntüleri ile dolup taştığım onca zaman varken 37 yaşında mesleği olmayan, birçok insan tarafından mimli, ana vatanında hala yasaklı , dolandırılmış ve boş yere aylarca ağır işler yapmış bu adam hep inanıyor bir gün kendisine 9 KELEBEK BANKO HADİ KOÇUM TOPLA deneceğine. Kitap hakkında spoiler vermek istemesem de Kelebek aşkı bulduğunda göz yaşlarımı tutamadığımı itiraf etmem gerek.
Evet en az Kelebek kadar heyecanlı bölümleri, Henri'nin kürek sonrası ve öncesi hayatını, yazar oluşu ve ünlenişini, ailesini, özgürken nasıl bir adam olduğunu, "çürümüşlük yolundan" nasıl ayrıldığını anlatarak kafada soru işareti bırakmamasıyla harika bir kitaptı diyebilirim. Kitap adalet sistemini sorgulatıyor, suçlulara toplumun vurduğu yaftayı gözümüze gözümüze sokuyor, ön yargıları kırmayı kolayca başarıyor. Bunu yapabilmesinin en önemli sebebi belki de bir yazar gibi değil halkın içinden çıkan bir ses olarak, yalnızca kendi hikayesini anlatarak başarması. Sen öldükten sonra oldu belki ama " Bu sefer banko 9 ... Hadi Kelebek topla koçum"