Puan vermedi·168 syf.····Okunma: 11 Kasım 2022 20:47 “Aile. Bir ailem var mı benim? Hiç oldu mu? Oldu birileri. Biri gitti, biri kaldı. O kalan annesi, bir yabancı değil. Sorular tükenmiyor bir türlü Gönül’de. Biz bir aile olarak anıldık mı? Hiç aile olduk mu? Biz neyiz? Kocaman yataklarda uyumuyoruz. Çarşaflarımızı birkaç ayda bir değiştiririz ancak. Saçlarımız yayılmaz yataklarımıza, dökülüp dururlar, ben de avuçlar atarım onları. Hiç tükürülmedi benim yüzüme. Annem dövmedi hiç beni, esasında dokunmadı bile bana. Etim yanmadı, acımadı ama… Bunlar olmadan da içinde bir şeyi acıtan bir şeyler oldu, oluyor.”
Güzele methiyeler düzülür, uğruna şiirler yazılır… Baş tacı edilir, hatta “Güzel bakmak sevaptır.” atasözü bile değiştirilip “Güzele bakmak sevaptır.” haline getirilmiştir. Peki ya çirkin? Ötekilenir, dışlanır, görmezden gelinir. İşte Gönül de daha doğar doğmaz dışlananlardan. Annesi Solmaz’ın güzelliğine inat Gönül’ün çirkinliği annesinin küçük yaşlarda yaşadığı travmatik olayların kızında dışa vurumuydu belki de.
Gönül’e toplumun biçtiği rol bellidir, o kıyada köşeden kalıp kaderini kabullenmelidir. Arkadaşı Janset’se güzelliğine rağmen kendisi için biçilen rolü kabullenmiştir, onun kurtuluşu evliliktedir.
Bu bir toplumsal farkındalık romanı. Eril düşünce yapısının şekillendirdiği algıları sorgulayıp Gönül nezdinde tüm kadınların sesi olmaya aday bir kitap.
Yazarın edebi yeteneği ile kadına dair toplumsal meseleleri ele alan konulara didaktik olmayan bir dille yaklaşmasını, dimağlarda düşündüren bir haz bırakmasını sevdim.
İlk kez #ayçagüçlüten okuyorum ama son olmayacak.