"Allah çirkin şansı versin" derler eskiler. Zira "güzellik başa bela"dır. Ama her şeyiyle görsellik üstüne kurulu bu çağda çirkin ne kadar şanslıdır? Bırak çirkini üç gram fazlası olan, burnu hafif kemerli olan bile bu baskı ile bıçak altına yatmayı göze alıyor artık. Böbreğini satıp estetik parası bulanların yanında Gönül Tufan ne yapsın? Gönül kim mi? Gönül, bu kitabın kahramanı.
Tüm güzelliklere, çirkinliklere, sevgisizliğe rağmen kendi olarak kalabilen bir kadın.
Annesi sınavını güzellikten yana vermiş, vermiş de sınavdan kalmış, dışı hâlâ güzelse de içi kurumuş sevgiden yana. Kendi kızına bir damla muhabbeti çok gören bir ana, düşman başına...
Janset, en yakın arkadaşı, aslında tek arkadaşı Gönül'ün. Güzel, alımlı, işveli, işbilir.. Güzelliği ile zenginliği, rahat bir hayatı satın alma çabasında. Olur mu, başarır mı, bilinmez romanı okumadan.
Ali Deniz, güzelliğinin bedelini kat be kat ödemiş, şimdi bedel arama amacında. Ama kim, neyi, ne kadar ödemeli? Orası muamma..
Kalemi ile bu romanda tanıştığım Ayça Güçlüten, cümleleri ile beni şaşırttı. Daha ilk sayfalarda tutup bir sarstı ki ne oluyoruz dedim. Bam bam vuran bu cümlelerin arkası kesilmedi, tempo düşmedi. Sonunda beni merakla başbaşa bıraktı ve bitti kitap.
Caanım Halil Cibran'la karşılaşmak ayrı bir hoşluktu. Belirtmeden geçmeyeyim.