·50 syf.····Okunma: 15 Kasım 2022 12:16 Stefan Zweig kitaplarına uzun süre önce bir eserinden dolayı küsmüştüm. Tekrar şans vermek istedim ve bu şans Lyon’da düğün kitabıyla oldu. Barıştık diyebilirim.
Lyon’da Düğün 3 kısa hikayeden oluşuyor. *spoiler içerebilir*
• İlk hikaye: Lyon’da Düğün.
1793’te Fransız Devrimi sırasında yaşanan o hengabe, zulüm ve kaosun arasındaki aşıkları konu ediniyor. Hayat mucizeleri sevse de, gerçek mucizeler konusunda cimri davranır. Nişanlısını kaybettiğini sanan bir kadın isyankar davranışı sonucunda hüküm giyenler arasına giriyor.
Peki ya umudunu yitirmiş bir aşık kadının Tanrı’nın huzuruna sevdiğiyle ve sevdiğinin soyadıyla gitmesi de bir mucize değil miydi o anlarda? Sevdiğinin aslında yaşıyor olması, özlem gidermeleri ve son yolculuklarına birlikte gideceklerinin duygusu hakim hikayede.
Hapishanede şans eseri bir papazın da bulunması, herkesin bu çifti kutluyor olması - homurdanan ya da ilginçtir ki aksi olan kimse yok, herkes yardımsever - , onlara ayrı bir oda hazırlanması fazla iyimser bir yaklaşım olsa da dönemin tükenmişliği arasındaki tutku ve sevgiyi hissettirdi.
• 2.Hikaye: İki Yalnız İnsan.
Beni kitapta en çok rahatsız eden hikayeydi. Tamamen farklı ve yalnız hayatlar süren iki fabrika işçisinin bir akşam birbirlerine rastlayıp yalnızlıklarını son vermesini konu ediniyor. Adamımız topalladığı için hayattan geri kalırken; kadın karakter ise kendi elinde olmayan çirkinliğinden dolayı dışlanarak zorbalık görüyor.
Bu hikaye bana dışlanmışlık ya da yalnızlık duygularından ziyade, kişinin başka kişinin acısını görerek kendi acısını hafifletmeye çalışma hissini daha çok hissettirdi. “ Ben senin yaşadıklarından daha zor şeyler yaşadım… yaşadıklarını umursamamalısın…” gibi bir karşılaştırmalı teselli beni irrite etti. Kadın karakter gerçekten üzgün ve acısını paylaşırken, karşı taraf sürekli kendi acısının daha yoğun olduğuna dair örnekler veriyordu. O yüzden bu hikayeyi okurken çok rahatsız olduğumu söyleyebilirim.
Daha önce ikisi de birbirine karşı önyargılı mıydı? O raylardan kalktıktan sonra gerçekten sağlıklı bir arkadaşlık ilişkisi kurabilecekler mi? Yalnızlıkları cidden son mu buldu?
• 3.Hikaye: Wondrak.
Dış görünüşü yüzünden yıllarca toplum tarafından dışlanmış ve etiketlenmiş olan bir kadını görüyoruz. Tecavüze uğradıktan sonra hayata gelen sağlıklı oğlu onun hayattaki tek varlığı ve yaşam kaynağı haline geliyor. Oğlunu tüm dünyadan saklayarak, sadece kendine ait bir şekilde büyütüyor, ta ki bir gün kentte fark edilene kadar. Yine o dönem yazık ki ne patlayan Birinci Dünya Savaşı bu anneyi derinden sarsıyor. Oğlunu askere göndermemek için tek başına göğüs gerdiği, karşılıksız sevginin anlam bulduğu ve her şeyini ortaya koyduğu bir an’ı okuyoruz. Çok zor bir hayat ama bu kadar fazlası bencillik miydi aslında, diye de düşünmedim değil.
Kitap içerisindeki hikayelerin dilleri sade ve sürükleyici. Duygular karşı tarafa kendini açıkça hissettiriyor çünkü karakterlerin hayatlarındaki tutum ve davranışları çok net bir şekilde yansıtılmış.
• 10 üzerinden 7 veriyorum. Bazı noktaların fazla iyimser bakış açısıyla ele alınması, beni rahatsız eden bir “teselli” hikayesi - iki yalnız insan - 2,5 puanı götürüyor. 0,5 puan ise bu kadar oğluna düşkün ve fedakar bir anne için daha iyi bir karakter gelişimi veya son olamaz mıydı düşüncesini aklıma getiriyor.