Gönül Tufan kadına biçilen toplumsal rollerin, kadının bedeniyle değer gördüğü acı gerçeklerin, öldürülen kadınların, dayatmaların, travmalar yaşatılan çocuklukların romanı. Dramatize etmeden ustalıkla aktarılan bir sosyolojik kurgu.
Güzeller güzeli Solmaz. Yüzü güzel ama doğduğun ev kaderindir, ondan sebep bahtı çirkin. Çirkinlik bulaşıyor her yere. Öyle bir bulaşıyor ki doğan kızı Gönül.Çirkin bir kız olarak açıyor dünyaya gözlerini.Onun da bahtı çirkin...
"Uğruna ölünebilecek bir dünyada geçmiyor bu hikaye. Tanısız, tanımsız, dev bir deliliğin deliğinde yaşananlar ve yaşanamayanlar anlatılıyor burada..."
Hep Gönül'den bahsettik ama kitaptaki her karakter ayrı bir önemli aslında.Janset, Ali Deniz, Cabbar, Doktor, Ruhat abla...Her birinin yaşamı psikanalitik bir bakış,derin irdelemerle dolu.
Güzellik neydi acaba? Estetik olan, göze hitap eden mi? Yoksa gönlü iyilikten yana olan mı? Toplum çirkinsin demeye hiç mi utanmaz? Güzellere yüklenen sosyal bakışın yükü onların bellerini aslında nasıl da büker. Çirkinlik kadar, güzellikte insanın kamburudur belki...
Sorgulamalar hakim kitaba. Okudukça insanı kendine çekiyor.
Kitapta da yer alan bir alıntıyla bitirelim konuyu.Halil Cibran ne güzel demiş:
"Senin çirkinlik dediğin şey, senin hiçbir zaman ulaşmaya çabalamadığın şey değil midir? Eğer çirkinlik varsa, gerçekte, gözlerimizi kapatan kabuklardan ve kulaklarımızı tıkayan balmumumdan başka bir şey olamaz. Bir ruhun kendi hatıraları karşısında duyduğu korkudan başka bir şeye, dostum, çirkin deme! "
Ayça Güçlüten'in kalemiyle mutlaka siz de tanışmalısınız. Tek kelimeyle muazzam