Merhabalar, bugün Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın "Meyhanede Hanımlar" adlı eseriyle geldim. Yazarımıza "Türk edebiyatının gülen yüzü" diyorum ben. :D Hüseyin Rahmi Gürpınar Servet-i Fünuncularla yaşıt olduğu halde, kendisi onlardan ayrı olarak daha çok natüralist ve realist bir görüşle, toplum için sanat yapan bir yazardır. Daha çok İstanbul'da yaşayan insanların toplumsal yaşantılarını, batıl inançlarını, krizlerini mizahi bir yaklaşımla değerlendirir.
**************************
Gelelim kitabımıza "Meyhanede Hanımlar" Hüseyin Rahmi'nin 1924'te yayımlanan, bir solukta okuyacağınız öykü tadında romanıdır. Başında durduğunuzda bir saat gibi kısa sürede okuyabileceğiniz bu eserin başında, Fevzi Lütfi'nin, "Son Telgraf" adlı gazetede yazarla yaptığı röportaj yer alıyor. Buradaki en ilgi çekici bilgilerden bazıları şunlar:
*Yazarımız geceleri dinlenip, sabahları yazmayı seviyormuş. Yani tüm o güzel eserler birer sabah ürünü.
*Eserlerinin tümünün geçtiği İstanbul hayatı yazarımızı sıkıyormuş. İnsan içine çıkmaktan hoşlanmıyor ve sükuneti seviyormuş.
*Pierre Loti'ye büyük bir hayranlığı var.
*En sevdiği ağaç servi ve mezarlardan hoşlanıyor. Çünkü orada da loş, sessiz ve insanı iki dünya arasında hissettiren bir hava var.
* En çok alafranga kemanı seviyor.
*Ömründe bir defa Selanik'e kadar giden yazar, nerdeyse tüm ömrünü İstanbul ve Heybeliada'da geçirmiş.
*Acaba yazar bu yazdıklarını nerede gördü vb derseniz kendisi şöyle açıklıyor: "Gözlerim ve zihnim kuvvetlidir. Gördüğümü aklımda tutarım, dinlediğimi unutmam."
Meyhanede Hanımlar'da, Cumhuriyet'le birlikte kadınların elde ettiği özgürlüğün hayata yansımalarını okuyoruz. Bir yandan da o dönemde, kapsamını bir türlü kimsenin kestiremediği içki yasakları dile getiriliyor. Çok severek okuduğum eserde yine mizahi bir üslup söz konusu. Gürpınar ve klasik okumayı sevenlere bu kitabı öneririm. Sanatla, kitapla ve sevgiyle kalın dostlar.