Puan vermedi·157 syf.····Okunma: 22 Kasım 2022 09:31 》Dostoyevski'nin 1864 yılında Petersburg'da basılmış bir eseri. Ayrıca Sibirya sürgününden sonra yazdığı üçüncü eseri.
》Varoluşçuluğun ilk romanı olarak edebiyat dünyasında yerini almış ve bir çok ismi de etkilemiş.
》Kitap iki bölümden oluşuyor:
》1.bölümde; karakterimiz "Ben hasta bir insanım." cümlesiyle başlayarak bize manevi hastalıklarını anlatıyor, içini döküyor bir nevi. Toplumda kendine yer edinememiş, gerçek dünyadan kendini soyutlamış, kafası bulanık bu yeraltı adamının iç dünyası, çatışmaları, hezeyanları, kendi kendine yaptığı konuşmalarını okuyoruz. İsmi belirtilmeyen kahramanımız kendini tanıtıyor, tecrübelerini aktarıyor. Bir yandan topluma karışmak istiyor, ama bir yandan da insanların kötü yönlerini sertçe eleştirerek onlara olan nefretini her fırsatta dile getiriyor. Yazar bunu bir olay örgüsü ile değil de sohbet tadında yapıyor. O yüzden bu bölümü okurken biraz zorlandığımı söyleyebilirim.
》Yalnız bir adamın günlüğü diyebileceğimiz bu bölümde karakter kendi hakkında, toplum hakkında düşündüklerini anlatıyor. Karanlık hisler uyandırıyor okurken. Ama zaten Dostoyevski hiçbir zaman bize pembe bir dünya anlatmamıştır :) o zaman Dostoyevski olmazdı kanımca.
》2.bölümde; birinci bölümdeki anlatısına örnek bir öykü sunmuş. Dostları ve bir kadınla olan anılarını anlatmış. Bu açıdan olay örgüleri içerdiği için birinci bölüme kıyasla okumak çok daha keyif verdi. Bunları anlatırken de hayata dair tespitler, ikili ilişkiler ve dostluklara dair çıkarımlar da yaparak bölüme zenginlik katmış.
》Bu kısımda özellikle evlilik ile ilgili tavsiye niteliğinde cümleleri çok hoşuma gitti.
》Pişmanlık, nankörlük, özgür irade, intikam, tembellik üstüne kendi hayatından sıra sıra örnekler vermiş. Her insanın kendinden bir şeyler bulabileceği anekdotlar çıkmış ortaya.
》Sürekli kendisiyle savaş halinde olan kahramanın gelgitli tavırları, korkaklığı, kendisi ve çevresiyle çatışması, kendi içindeki bariz çelişkileri okuyucuyu rahatsız eder derecede. Bu noktada yazar çok başarılı olmuş.
》Kahramanımızın "Bir böcek bile olamam." cümlesinden hareketle akıllara düşen pek çok değer yargısını sorgularken, yazarın karaktere isim vermemesi onda kendinden izler taşıdığını düşündürdü.
》Edebiyatın psikoloğu olarak anılan yazarımız bir insanın hayat karşısında tutunamamasını, ruhsal olarak yaralanmasını, varoluşunu dünyaya haykırmak isterken giderek kabuğuna çekilmesini, bir şeyleri yapmak istemekle onu yapacak cesaretinin bulunmasının bambaşka şeyler olduğunu, kişinin en büyük dostunun da düşmanının da kendisi olduğunu, iç hesaplaşma denen şeyin her zaman ve her insanda olan bir durum olduğunu anlatmış bu eserinde.
》Biraz kafa yoran, düşündüren, yer yer zorlayan bir kitap olmasına rağmen tavsiye ederim. Kitapla kalın...