·227 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Kasım 2022 02:28 Yer yer kavuşamayan ya da yıllar sonra kavuşan aşıkların hikayesini okuduğum çok oldu. Şimdi ise yirmi beş yıl sonra eksik kalmış bir baba-oğul romanı okudum.
Kitap, avukat Yusuf'un gecenin bir vakti, yirmi beş yıl sonra kapısında babası Heves Ali'yi görmesiyle başlıyor. Diyarbakır'dan Kars'a 'Âşıklar Bayramı'na gidilen o yolda, Yusuf'un babasıyla hesaplaşmasından çok kendi içindeki hesaplaşmalarını gördüm. Yusuf'un hikayesi içinde cebelleşirken, Heves Ali ise hem kırdığı kalplerden helallik hem de dünya gözüyle son bir kez arkadaşlarını, âşıkları görmek ister.
Okudukça yer yer "bir baba-oğul hikayesi" ve "yok bu bir yol hikayesi" dedim. En son biterken "bu bir helalleşme hikayesi" dedim. Heves Ali hem birliktelik yaşadığı ve kalplerini kırdığı kadınlardan yol boyunca helallik alırken hem yoksunluğu 25 senedir yaşayan oğlundan hem de dostlarından helallik alır. Bir nevi Heves Ali'nin son yolculuğu.
Kitap olabildiğince akıcı bir dille yazılmış. okurken hiç de "öf aman bitsin" dedirtmiyor. Tam tersi gözlerinizin önüne karakterleri olduğu gibi çevreyi, köyleri getiriyor. Beni tek yoran taraf mektuplar oldu sadece. İçinde barındırdığı önem ve anlam bir o kadar yoğunken nedense o bölü mlerde sıkıldığımı hissettim.
Kul Yakup'un sözleri ile bitirmek isterim: "Baba dediğin tamamlanmamış bir kelimedir zaten."