Puan vermedi·824 syf.····Okunma: 24 Kasım 2022 00:00 İkinci dünya savaşı sırasında Almanya'nın sürpriz bir şekilde Sovyetler Birliği'ni bombalaması ile Tatyana'da kendini savaşın ortasında bulur. Birçok yıkımın yaşandığı bu savaşta tutunduğu tek şey yakışıklı bir asker olan Alexender ile yaşadığı aşktır. Tek sıkıntı ise Alexender'ın aynı zamanda Tatyana'nın ablası ile de aşk yaşamasıdır.
İkinci Dünya Savaşı'nı içinde barındıran kitapları okumaktan çok keyif alıyorum. Bu kitabı okumaktan da aynı şekilde keyif aldım ama sinirlerimi bozan birçok şey oldu.
Kitabın konusunu yazarken Alexender'ı adi bir adammış gibi yansıttığımın farkındayım. Gerçekten de adi bir adam çünkü. Davranış biçimini ağzım açık okudum. Gerçi kitabın sonlarına doğru doğum gününün 29 Mayıs olduğunu öğrenince şaşkınlığım bir miktar azaldı. İkizler erkeği işte, bulduğu fırsatı değerlendirdi dedim.
Savaş çıkınca babası Tatyana'ya "Al bu parayı git bize şu şu yiyecekleri al, savaş çıktı. Aç kalmayalım sonra" deyince Tatyana, çok takmayıp bir süre kitap okuyor sonra da güllü dallı elbisesini giyip çarşıya çıkıyor ama bir bakıyor ki herkes her şeyi yağmalamış. Alacak pek bir şey kalmamış. (Oraları okurken neden bu kadar şaşırdın kız salak mısın diye bağırdım resmen.)
Alacak bir şey bulamayınca otobüse atlayıp yakın mesafedeki bir markete gitmeyi planlıyor. Otobüs beklerken babamın verdiği parayla kendime dondurma alayım bari diyor bir de. (Cidden Tatyana bana sınır krizi geçirtti. Laftan anlamayan, vurdum duymaz bir kız.)
Durakta güzelce dondurmasını yerken karşıda onu izleyen askerle göz göze geliyor ve birbirlerine tutuluyor. Tahmin edersiniz ki bu asker Alexender. Alexender'ın sapık olduğunu daha orada anladım. Dondurma yalayan kızları izleyip peşlerine takılan adam başka ne olabilir ki?? Bir şekilde tanışıyorlar ve Alexender Tatyana'yı alıp askeri markete götürüyor. Ne istiyorsa aldırıyor sonra da kendi gibi asker bir arkadaşı ile Tatyana'yı eve bırakıyorlar. Eve gelince bir bakıyor ki içeride sevgilisi!!! Meğer Alexender'ın sevgilisi Tatyana'nın ablasıymış. Normalde Alexender'ın "Ulan bir kız kestim o da manitanın kardeşi çıktı. Neyse kardeş gözüyle gördüm yardim ettim ayağına yatayım da bu işten sıyrılayım" deyip Tatyana'ya kardeş ayağı çekmesi lazımdı EN AZINDAN... Ama Alexender ne yaptı? Her akşam Tatyana'nın iş çıkışına kadar gidip kızı evine bıraktı. Yolculuk boyunca da kurlaştı. Bir yandan Tatyana ile flört etti. Öbür yandan akşamları evlerine gidip Tatyana'nın gözü önünde ablası ile sevgililik yaşadı. Ölür müsün öldürür müsün yani.
Tatyana'da tam bir ömür törpüsü olduğu için bazen Alex ile kurlaştı, bazen delirip ablasını kıskandı, bazen de "daha fazla görüşmeyelim, lütfen sen ablamı mutlu et" dedi. Alexender ise Tatyana'nın her dediğine tamam dedi :)))) Bir ara öyle bir duruma geldiler ki Alex, evlerine gelip "nasılsınız kızlarım?" diyordu. Adam kendime hatem kurdu resmen. Bütün bu gelgitlerin arasında Tatyana'nın ablasıysa hiçbir şey anlamadı. Alexender, Tatyana'ya kötü davranıyor diye kızların babalarını bile dövdü ama ablası yine bir şey anlamadı :)))
Kitap başlarda aynı bu şekilde devam etti ve bana sinir krizi geçirtti ama sonralarda olay örgüsü bu aşk üçgeninden kopup savaşın getirilerine odaklandı. Daha doğrusu götürülerine... Savaşın yol açtığı yokluğu, açlığı ve açlığın yarattığı etkileri mükemmel anlatmıştı kitap. Bir ekmek için canı pahasına mücadele vermeyi, öldürülmeyi göze almayı, yemek olmadığı için vitaminsiz kalmayı ve ölüme sürüklenmeyi müthiş bir sırayla ve akıcı bir şekilde yazmış yazar. O kısımları embesillerin aşk hikayesinden daha çok sevdim.
Hayır, cidden taktım kafaya. Adam aynı anda iki kardeşi birden götürdü ve müthiş aşık olarak yansıtıldı kitapta. Bunu asla kabul etmedim ve başından beri Alexender'dan nefret ettim. Onunla ilgili sevdiğim tek şey kimsenin karşısında kibarlıktan kırılmıyor. Düşündüğü ne ise direk söylüyor. Kimin kalbi kırılır, kim beni yanlış anlar hiç umurunda değil. Kitabın sonlarına doğru verdiği kararlar ve yaptıkları insanı duygulandırsa da Alex, benim için başından beri fiyasko bir karakterdi.
Tatyana'ya çok fazla değinmek istemiyorum çünkü kız cidden ömür törpüsü. Otur diyorsun kalkıyor. Kalk diyorsun yürüyor. Ne dediği belli değil ne istediği belli değil. İçimi şişirdi okurken. Kitap boyunca "oblomo motlo ot oloxonder" dedi durdu. Sonra da adama "ne kadar iyi rol yaptın aferin sana, gerçekten inandık ablamı sevdiğine!" Diye trip attı :)))
Karakterler ofsayt olsa da kitabın dili çok güzeldi. Sinir olarak okusanız bile akıcı bir kitap. İçinde barındırdığı savaş izleri çok gerçekçi ve etkileyici. Kitabı okurken sıkılmadım hatta ilgimi hiç kaybetmedim. O yüzden herkesin severek okuyacağını düşünüyorum. Sadece çok kalın olması gözünüzü korkutabilir. Korkutmasın hemencecik bitiyor.