Gönderi

10/10
·224 syf.··
2022 15. kitabı
Dövüş Kulübü'nün Kişilik ve Ahlaki Gelişim Kuramları Işığında Analizi - Barış Onur Örs Topografik kişilik kuramında Freud bilişsel etkinliklerin bilinç, bilinçaltı ve bilinçdışı olarak adlandırdığı kavramlarla ilintili olduğunu belirtmiştir. Buna göre bilinci bireyin yaşantısının farkında olduğu bölge, bilinçaltı ancak dikkatini zorlayarak ulaşabildiği bölge, bilinçdışı ise buzdağının altı olarak betimlediği, dikkatini zorlasa bile anımsayamayacağı yaşantıların, anıların olduğu bölge olarak ayırır. Anlatıcı konumundaki Jack, kendisi bilinci temsil ederken izleyiciyi de bu konuma sürükler. Jack’in bilinçaltı yaptıklarına zaman zaman tanık olduğu Tyler olarak simgelenirken bilinçdışı ise terapilerde düşsel hayvanını aramak üzere gezindiği mağara olarak betimlenir. Bu mağarada bulduğu penguen Freud’un buzdağı metaforuna bir göndermedir. Jack’in bilinçaltını temsil eden Tyler Jack’in dil sürçmesidir. Freud daha sonra topografik kuramı geliştirerek yapısal kişilik kuramını oluşturmuştur. Bu sefer öğeler id, süperego ve ego olarak tanımlanır. İd bilinçdışında yer alır ve bilince çıkmak için fırsat arar. Kişiliğin ilkel yönü ve temel taşıdır. Gerçek dışı isteklerle bireyin içsel dürtülerinin ne pahasına olursa olsun doyurulmasını dayatır. Tyler karakteri yine bu alanda işlev görür. Ahlak ilkesine göre belirlenen süperego, idin saldırganlık ve cinsellikle ilgili isteklerini denetleme işlevi görür. Ego ise kişiliğin işleyen yönüdür ve kısmen bilinçte yer alarak bir işlemci gibi çalışır. Yine filmdeki anlatıcı Jack bu alanı temsil eder. Jack süperego(toplum) ile idi temsil eden Tyler arasında bir arabulucu gibidir. Zaman zaman bir kutuptan diğerine savrulur. Aslında Jack de izleyiciler de Tyler’in gerçek olmadığını, Jack’in ikinci kişiliği olduğunu filmin sonunda öğrenir. Sağlıklı ego, bilinç ve bilinçdışını hassas bir şekilde denetler. Egoda sorun çıktığı zaman denge bozulur, egemenlik gölgeye geçer. Filmde bunun aynısı olmuş, Jack’in egosunda oluşan zayıflıklar sonucunda, onun gölgesini simgeleyen Tyler egemenliği ele geçirmiştir. Bir alt benlik olarak Tyler, Jack’in ruhuna geçici bir düzen getirmiş ancak bunun maliyeti oldukça yüksek olmuştur. Tyler bir yerde: “dingin bir adam, artık bir zen ustası olmuştum” repliğinde egonun dengeleyici rolüne gönderme yapar. Freud’un psikoseksüel gelişim kuramının bir parçasını da oluşturan Oidipus Kompleksi olarak bilinen durum da filmin birçok yerinde göze çarpar. Jack anneyi simgeleyen Marla ile babayı simgeleyen Tyler arasında kalmıştır. “Onları duymamak için başka bir odaya çıkabilirdim ama çıkmadım” der Jack. Böylece anne-baba ilişkisine bir çocuğun tanıklığının yanı sıra bu odalar bilincin odaları, bilincin katmanları olarak da yorumlanabilir. Baba’yı simgeleyen Tyler Marla’yı yani annesini elinden almıştır. Jack küvetteki Tyler’ın yaralarını tedavi ederken, babalarıyla olan başarısız ilişkilerinden söz ederler; konu birden heteroseksüel bir ilişkinin gerekli olup olmadığına gelir. Tyler: “Kadınlar tarafından yetiştirilmiş bir erkekler nesliyiz. Başka bir kadına gerçekten gerek duyuyor muyuz acaba?” der. Freud’un aksine Erikson kişilik kuramında daha iyimserdir. Bir dönemde çözülemeyen çatışmanın başka bir dönemde çözülebileceğini ileri sürmüştür. Freud kişilik kuramlarında çocukluk dönemlerine odaklanırken Erikson yaşam boyu gelişimi savunur; biyolojik durumdan çok toplumsallığı vurgulamıştır. Kişilik gelişimini dönemlere ayırarak her dönemde atlatılması gereken bir krizin olduğunu belirtmiştir. Bu dönemdeki krizin atlatılamadığı durumlarda sonraki dönemlere geçişlerde sıkıntıların olacağını söylemiştir. Erikson’a göre kriz çözümleninceye kadar problem devam eder, ancak sonradan telafisi mümkündür. Erikson’un kuramına göre çocukken tecavüze uğrayan Marla’nın durumu buna örnektir. Filmdeki ipuçlarından büyük ihtimalle ensest olduğunu anladığımız bu travma yine Tyler’la çözümlenmiştir. Oidipal durum Marla’nın hikayesiyle de sezdirilirken Marla’nın film boyunca çözülüşü, karakter değişimi, gerçek dışı dünyadan çıkarak, gerçek duygular edinebilen, olan biteni biraz daha umursayan bir birey haline gelişi Erikson’un kuramını doğrular niteliktedir. Benzer bir durumu Tyler kaybolduğunda Jack de yaşamıştır. “Babam gitmişti” diyen Jack, çocukken yaşadığı bir travmayı geç yaşta çözümlemiş, onu çocukken terk eden babasını bu kez gerçekten uğurlamıştır. Ahlak, topluma etkin bir uyum sağlamak için değerler sistemi oluşturma sürecidir. Ahlak arayışı aslında adalet arayışıdır. Jack, filmin sonunda kendisinin gölge hali olduğunu anladığı Tyler’ın toplumsal eşitsizliklere bir son vermek üzere şiddet ve yıkıcı eylemleri esas alan bir ordu kurduğunu fark eder. Var gücüyle bunu engellemeye çalışır. Ne var ki bunu yaparken karşısında yine kendini bulacaktır. Jack ve Tyler arasındaki çatışmada ahlak kavramının önemli bir öğesini oluşturan toplumun değerler sisteminin ‘doğru’ olarak kabul ettiği tutumlar ile “yanlış” olarak kabul ettiği tutumlar arasındaki çatışmayı da görürüz. Psikoanalitik kurama göre ahlak, süperegonun gelişimi ile açıklanır. Özdeşleşilen anne-baba tarafından konulan kural ve yasakların içselleştirilmesiyle oluşmaya başlar; zaman içerisinde toplum tarafından konulan yasaklar da içselleştirilerek süperegonun oluşumu tamamlanır. Aslında Jack’in bütün karmaşası ve karakterinin bölünmüşlüğü toplumdaki diğer bireyler gibi toplumca belirlenmiş olan süperegonun, ilkel benliği olan id’le, yani onu temsil eden gölge karakteri Tyler ile çatışmasından kaynaklanır. Ego bunu dengelemeye çalışır. Jack, Tyler’ın kalın bağırsağıdır. Jack, Tyler’ın köpüren öd suyudur. Filmde ilkel benliği temsil eden Tyler Durden, anne babalarımız tarafından taşları örülen ahlak sistemini şöyle sorgular: “Kafalarımızdaki tanrı fikrni babalarımızdan model aldık. Babalarımız bizi yarı yolda bıraktığına göre, Tanrı ne demek?” Buradaki ‘Tanrı’ ahlak’ı temsil etmektedir. Ahlaki gelişimde davranışçı kuram ise ahlaki yargıların dış etkenlere bağlı olarak çıktığını ileri sürer. Buna göre onay gören, pekiştirilen davranış ‘doğru’, hoş görülmeyen, cezalandırılan davranış ise ‘yanlış’ olarak kabul edilir. Birçok sahnede Jack, babasıyla özdeşleştirdiği Tyler’ın gözlerinin içine bakarak ondan onay beklemektedir. Tyler’ın olumlamaları birer pekiştireç işlevi görür. Fight Club’da psikoanalitik kuramın da davranışçı kuramın da örnekleri bolca mevcuttur. Piaget ahlak gelişimini üç temel aşamaya ayırmştır. Ahlak öncesi dönem 1-5 yaşlarını kapsamaktadır. Buna göre ahlak gelişimi 6 yaşına kadar başlamaz. Jack diyaloglarında birçok kez 6. yaşına vurgu yapar: “altı yaşıma geri döndüm, annem ve babam arasında laf taşıyorum” Piaget’e göre bu durum neyin doğru olduğunu henüz bilemeyen bir çocuğun git gelleri olarak yorumlanabilirdi. Bu yaşlarda kural kavramı tam olarak oluşmamıştır. 6-10 yaş arasındaki dönem ise dışa bağımlı dönemdir. Bu dönemde kurallar değişmez ve kurallara uymayanlar cezalandırılır. Niyetten bağımsız olarak zarar ne kadar büyükse ceza da o kadar olmalıdır. Kuralı koyanlar ortada yoksa kurallar çiğnenebilir. Filmin sonlarına doğru Tyler’ın emirlerine olduğu gibi biat eden ordusunun bu dönemin özelliklerini gösterdiği söylenebilir. Bu kişiler koşulların değişmesine rağmen kuralları harfiyen uygulamaya devam etmektedirler, otorite olan Tyler asla sorgulanmaz. 12 yaş sonrası olan dönem ise özerk dönemdir. Çocuklar kendi dışlarında oluşturulmuş kuralların anlaşılarak değiştirilebileceğini fark etmeye başlarlar. Tyler ortadan kaybolduktan sonra Jack’in durumu buna örnek verilebilir. Tyler’ın yaptıklarını güçlü bir biçimde sorgulamaya başlar, olan biteni fark eder. Tyler’ı yeniden bulduğunda ise onunla sıkı bir pazarlığa girişecektir. Kohlberg’in ahlaki gelişim düzeyleri ise şu şekildedir. Gelenek öncesi düzeyde kültürel kurallar, iyi-kötü ya da doğru-yanlış etiketi önemlidir. Bu etiketler, çıkarlar doğrultusunda ya da kural koyucunun gücü doğrultusunda yorumlanır. Ceza ve itaat eğilimi ya da araçsal göreceli eğilim söz konusudur. Cezadan kaçınma, sorgusuz biat, dişe diş bakış açısı hakimdir. Tyler’ın ordusu yer yer bu bakış açısını da gösterir. Bu bakış şiddeti ve yıkıcı eylemleri doğurur. Patronların otoritesinden kurtulmuş bireyler bu sefer de Tyler’a sorgusuzca biat etmektedirler. Araçsal göreceli eğilim ise Bob’un ölümü üzerine Tyler’ın şu repliğinde göze çarpacaktır: “omlet yapıyorsan birkaç yumurta da kıracaksın.” İkinci aşama olan geleneksel düzeyde sonuçlara bakılmaksızın toplumun beklentilerine kendi beklentileriymiş gibi değer verilir. Sosyal düzen korunur, desteklenir. Filmin üzerine kurulmuş olduğu Amerikan toplumu tam da bu değerler üzerine kurulmuştur. Geleneksel düzeyin bir diğer aşaması “iyi çocuk” eğilimidir. Bu dönemde iyi olma, bekleneni yapma önem taşır. Ceza almamak ve başkasını mutlu etmek üzere davranış geliştirilir. Tyler, bu davranışlarını yıkmak için kulübün müdavimlerine ev ödevleri verir. Ödevlerden biri kavga çıkarmak ve dayak yemek üzerinedir. Ne yazık ki grup üyeleri ne yaparlarsa yapsınlar bir türlü kavga çıkaramazlar. Hatta karşılarındakiler onlardan özür diler. Böylece toplumda “iyi çocuk” imajı korunur. Asla kötü bir şey yapmazlar. Daha sonraki aşama kanun ve düzen eğilimidir. Bu otoriter yönetimlerde sıklıkla görülen ahlak düzeyidir. Tyler bunu yıkmaya çalışırken kendi toplumunda istemsizce aynısını oluşturur. Geleneksel sonrası düzey ise grubun otoritesi ve kuralları dışına çıkmayı esas alır. Ahlaki değerler ve prensipler yeniden belirlenir. Filmin başlarında Jack’in tam da bu aşamaya geçiş düzeyinde olduğu söylenebilir. Öyledir ki ona dayatılan yaşam şeklini temsil eden evini (Tyler aracılığıyla) yakar. Yeni bir toplumsal sözleşme arayarak Kohlberg’in sonraki düzeyi olan “sosyal sözleşme eğilimi”ne evrilir. Filmin sonundaki sahnede karakterler arasındaki ilişkiler yeniden tanımlanırken böyle bir sözleşme yazar ve yönetmence sezdirilir. Kohlberg’in son aşaması olan evrensel ahlak eğilimi ise bütün bir filmin fonunu oluşturur.
Dövüş KulübüChuck Palahniuk · Ayrıntı Yayınları · 202011,4bin okunma
·
99 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.