Hem meselâ, Kur’ân’ın hakîkî ve tam bir nevi‘ münâcâtı ve Kur’ân’dan çıkan ve Kur’ân’ın bir çeşit hulâsası olan Cevşenü’l-Kebîr nâmındaki münâcât-ı Peygamberîde (asm) yüz def‘a سُبْحَانَكَ يَا لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اَنْتَ الْاَمَانُ الْاَمَانُ خَلِّصْنَا وَاَجِرْنَا وَنَجِّنَا مِنَ النَّارِ cümlesinin tekrarında, tevhîd gibi kâinâtça en büyük hakîkat; ve mahlûkātın rubûbiyete karşı tesbîh ve tahmîd ve takdîs gibi üç muazzam vazîfesinden en ehemmiyetli bir vazîfesi; ve şekāvet-iebediyeden kurtulmak gibi nev‘-i insanın en dehşetli mes’elesi; ve ubûdiyet ve acz-i beşerin en lüzûmlu neticesi bulunması cihetiyle, binler def‘a tekrar edilse yine azdır.