Lüzumsuz Kadın, aslında lüzumsuz insanların arasında kalmış bir kadın bana göre.
Aaliye Saleh, Beyrut'un iç savaşı sırasında tek başına yaşayan bir kadındır. Kalabalık bir ailesi, çevresi var ama kendini neredeyse herkesten soyutlamıştır. Uzun yıllar kitapçıda çalışan, her yıl Arapçaya bir kitap çeviren ama çevirdiği kitapları yayınlamak ve kimseye okutmak gibi bir niyeti olmayan ve ve çok okuyan biridir.
Kitapta Aaliye'nin iç monologlarını, varoluş sancılarını okuyoruz. İki ayrı kutup olan savaşla sanatın harmanlanışını, sanatın bir şeyleri değiştireceğini ya da değiştirmesi gerektiğini, savaşın zorluklarını, geride bıraktığı izlerini okuyoruz. Aaliye'yi anlayıp, onunla sohbet ediyormuş havasında bir üslupla yazmış Rabih Alameddine. Şiirlerin, kitapların, kitap çevirisinin incelikleri işlenmiş ve özetle tam da biz kitap severlerin seveceği türden bir eser ortaya çıkmış.
Sartre'nin Bulantı'sı, Camus'un Yabancı'sı kıvamında bir eser ama tek fark ana karakterin kadın olması. Okurken beni şaşırtan nokta da, böyle bir eserin bir erkek tarafından yazılması. Bir kadının iç dünyası, hissettikleri, eleştirel düşünceleri, beklentileri vs. Vs. O kadar iyi analiz edilmiş ki hayran kalmamak mümkün değildi. Tavsiyedir efendim