·166 syf.····Okunma: 05 Aralık 2022 17:24 Nazi toplama kamplarında mahkum olarak bulunmuş bir nörölog ve psikiyatr olarak bizlere çok değerli bir eser sunuyor Viktor Emil Frankl. "İnsanın Anlam Arayışı" adlı kitabında toplama kampındaki zorlukların insan üzerindeki psikolojik ve fiziksel etkisini önümüze sunuyor.
Kitap üç kısımdan oluşuyor. Birinci kısımda toplama kampı deneyimlerini bizlere aktarıyor. İkinci kısımda ise logoterapiyi ana hatlarıyla ele alıyor. Son kısıma geldiğimizde 1984'de trajik iyimserlik lehine yazdığı yazılarla buluşuyoruz.
Maalesef birinci kısımda insan psikolojisinin ne kadar zor şartlara katlanmak zorunda kalsa da çok dayanıklı ve sürekli umut dolu olduğunu görüyoruz. Bu kısımda psikolojideki af yanılsaması, regresyon gibi kavramlar insanın bir döngüye nasıl gireceğini bizlere gösteriyor. İlk kısımdan bahsedilecek oldukça şey var aslında. Ama bilinen gaz odaları, açlık veya yapılan işkenceleri incelememde belirtmeme gerek olmadığını düşünüyorum.
İkinci kısımda ise kendisinin geliştirdiği logoterapi(hayatta bir anlam bulmak) ana hatlarıyla ele alınıyor. Psikanalizden ayrıldığı nokta ise insanın itki ve içgüdülerinin giderilmesi ve doyumunun; id, ego ve süperego arasındaki çatışmaları uzlaştırmanın veya toplum ve çevreye uyum ve intikabın peşinde olmaktan ziyade, bir anlamı karşılamaya çalışan bir varlık olarak tanımasıdır. Varoluşsal sıkıntılar çektiğimiz bu çağda varoluşsal engellenmenin kendi başına patolojik veya patojenik olmadığını, insanın hayatın yaşanmaya değer olup olmadığına ilişkin kaygılarının akıl hastalığı olarak ele alınmaması gerektiğini söylemesi de beni can evimden vurdu aslında. Çünkü maâlesef varoluşsal engellenme akıl hastalığı addedilerek, varoluşsal çaresizliğin daha fazla gömülmesine yol açılıyor. Bu da insanın daha büyük bir bunalıma sürüklenmesine yol açıyor. Yine bu bölümde anlatılan tezat ve aşırı niyetin, uyku bozukluğu vakalarının üzerindeki etkisi kendi hayatım üzerinde etkisi olabilecek bir bölümdü. Küçüklüğümden beri uyku sorunum olduğunu kendime söyleyen ve uyuyamama şikayetleri olan bir bireyim. Beklenti korkusundan kaynaklanan aşırı niyeti, uyuyamamak yönündeki tezat niyetle değiştirerek uyuma sorunumu ortadan kaldırmayı deneyeceğim. (Uykusuzluk korkusunun çoğunlukla hastanın, organizmanın kendisine ihtiyaç duyduğu uykunun asgarisini sağladığını bilmemesinden kaynaklanması da dikkatimi çeken fenomenlerden biriydi.)
Son kısıma ise insanın mutluluğu üzerine belirtilen görüşle başlamak istiyorum. Frankl, insanın mutlu olması için nedeni olması gerektiğini ancak neden bulduğunda insanın otomatik olarak mutlu olduğunu savunuyor. Bunu şu şekilde açıklıyor: "Gördüğümüz gibi insan mutluluk peşinde değil, daha ziyade verili bir durumun barındırdığı potansiyeli gerçekleştirerek mutlu olacak bir nedenin peşindedir." Yani birinin gülmesi için ona bir neden vermek -fıkra anlattıktan sonra gülmesini beklemek- kişiyi nedene bağlayıp sonucu elde etmek isteniyor. Zorla kişinin gülemeyeceği, iyimser olamayacağı ve mutluluğu bulamayacağı -peynir dedikten sonra fotoğraflardaki yapay ve donuk gülümsemeler gibi- destekleniyor.
Beni en çok etkileyen bölümü ise sona bıraktım. "Anlam" sorusunun kendisi... Logoterapi işte tam da burda hayatıma etki edebilir diyebiliyorum. Frankl, hayatta anlam bulamayanlara şöyle diyor: "Bir benzerlik kurmak için bir filmi gözünüzde canlandırın: Teker teker binlerce resimden oluşur ve her biri mantıklı ve anlamlıdır. Yine de son kareyi izlemeden filmin anlamını kavrayamayabiliriz ancak her bir bileşenini, her bir tekil resmi anlamadan da filmi anlamamız mümkün olmaz. Hayat da böyle değil midir? Varsa, hayatın nihai anlamı da sadece ölüm döşeğinde en sonda anlaşılır olamaz mı? Nihai anlam da her bir tekil durumun, bireyin bilgi ve inançlarına en uygun şekilde gerçekleştirilmesine bağlı değil midir? " Bu paragraf beni ilk defa mantık çerçevesi içinde varoluşsal engellenmeden uzaklaştıran bir paragraf oldu. Elbette ölüm bir anlamdı ve ben şimdiye kadar bu anlama her an kavuşabilmenin insanın kendi elinde olduğunu -intihar- düşünüyordum. Frankl bana filmi izlerken çekilen bir fişin karelerin eksik ve yarım kalacağını ve filmin sonunu yani yaşamımdaki karalerin eksiksiz bir biçimde tamamlanmadan bilemeyeceğimi düşündürttü -hem bu dünya hem de diğer dünya için-. Ne kadar araştırırsam araştırayım varoluşsal engellememe bir anlam bulamıyordum. İlk defa karşıma tekme atıp sıradakine geçemediğim bir kapı çıktı. Şaşkınım...
"Güzel olan her şey nadir olduğu kadar da güçtür"