Evet... İrade ve Unutan İnsan...
Bu yazıyı okuyup 30 sene sonrada bu yazıda yazılanlarla karşılaşacak olan bizler için bu bir manifesto olmalı. Ey İnsan, sen bir canlısın, yaratılmışsın ve öleceksin. Bu konuda hepimiz netiz değil mi ? Yani bu mesajı okuyan ister 1 ister 10 bin insan olsun ; hepimiz öleceğiz. Peki, saatli bir bomba gibi kurulu bir yaşamın ne zaman patlayacağını bilmeden ; yaşamak denilen bu çaba aslında ne ? Sahi neye çabalıyoruz biz ? Ne olmak istiyorsunuz, yada nereye varmak? Daha çok yemek mi ? Daha çok zevk mi? Daha çok mal mı ? Ne bu amaç ? Oyun bitince, şah da piyon da aynı kutuya konur. Yani hayata ister dünyanın en zengini, ister ne fakiri olun ; oyun bitince bütün taşlar aynı kutuya konacak. Öyle bir oyunun içerisindeyiz ki ; bu oyunda dokunma, yeme, içme, hissetme vb. gibi çok canlı bir ortam mevcut, aslında bir yapımcı var, bizi bir oyuna dahil etmiş ve ne kadar bu filmde oynayacağımızı bilmeden filmin içerisinde rolümüzü oynuyoruz. Yapımcı bizlere oyunda nasıl oynamamız gerektiğini, neleri yapıp , nelere yapmamamız gerektiğini belirtmiş. Oysa bizlerde bu oyunun ne zaman biteceğini bilmeden, veya bize bir bölüm daha yazılmış mı bunu bile bilmeden oyunun içerisinde kırk türlü entrika çeviriyoruz. Peki , bu oyun bitecek ve hepimiz bir kutuya konacağız değil mi ? O zaman oyun içerisinde oynadığınız rolde zengin, fakir, güzel veya çirkin olmanız neyi değiştirir ki ? Sonu olan bir oyun bu. Oyundan çıkanlar "ölüyor". Oyundan çıktıktan sonra kimse ileride ne olduğuna dair geriye bilgide göndermiyor. Yani bu oyunun şifresi ancak ; ölünce ortaya çıkıyor. Bu konuda da hem fikiriz sanırım. Yani insan denilen canlı, öleceğini bilmesine rağmen, bir oyunun içerisinde olmasına rağmen ; halen bu oyunun içerisinde bir şeyler kazanma peşinde. Ölüm hepimizin peşinde, biz ise umursamaz bir rahatlıkla yaşamaya devam ediyoruz. Cahil ile cahil olmayan insanı birbirinden ayıran en büyük özellikler ; 1. Kendisini bilmesi. 2. Yaşadığı evreni bilmesi. 3. Yaratıcısını bilmesi. 4. Nereden geldiğini bilmesi 5. Nereye gideceğini bilmesi, 6. Öleceğini bilmesidir. Rus yazarların romanları bizi kurtarmayacak ; öncelikle hayata dair gerçekliğe dair bir şeyleri bilmek ve eyleme geçebilmek cahilliği terk etmenin ilk adımıdır. Spiritüel konulara girmiyorum. Her insan yaradılışı itibariyle bazı inançlarla doğar veya ileriki dönemlerinde bazı inançları benimser. Ben bir oyunun içerisindeyim, oyundan çıkamıyorum. Dünya denilen bir yerdeyim, evrende toz tanesi bile etmeyecek bir alemin içerisinde sınırlandırılmışım. Aşağı desem inemem, yukarı desem çıkamam. Ölüm genlerime kodlanmış, bir hapishane burası. Dönen bir yer burası , dönüyor ve aynı zamanda döne döne güneşin etrafında dönüp duruyor. Benim burada ne işim var ? Burada isem neden ölmek zorundayım ? Öleceksem nereye gideceğim ? Kimim ben ? Ne için gönderildim , benden istenen bir şey var mı? Yoksa başı boş mu yaratıldım ben? Bu sorular insan olmanın cahilliği aşmanın ilk adımı. Bunları keşfedememiş bir insan 10000 kitap okusa da aslında öğrenmesi gerekenlerin sırasını şaşırmış demektir. Aynada gün geçtikçe eskiyen elbiseler gibi bedenlerimiz eskiyor, kum saati misali zaman azalıyor. Biz ellerimizde telefonlarda zamanlarımızı heba ediyoruz, yaşamanın ciddiyetinin farkında değiliz. Asıl soruların cevabını bilmeden "ne" öğrenmiş olabiliriz. Az sonra birimiz derse girecek, diğeri yemek yiyecek, bir başkası sevgilisi ile buluşacak, diğeri otobüs bekliyor. Bir şeyin farkındamıyız biz ne yaparsak yapalım "ölüm" yerinde sabit duruyor. Her şey modernleşiyor, iyileşiyor, dijitalleşiyor ama "ölüm" yerinde sapasağlam ve net duruyor. Yani "ölüm peşimizde". Ne kadarda iç karartıcı bir yazı olmuş duygusuna bürünebiliriz. Ancak biz ne yaparsak yapalım " ölüm " orada duruyor. Peki, burada "iyi" insan olmak mı vazifemiz ? Birileri iyi insan ol gerisini boşver kafasında. Peki, inanan insanlar için durum nasıl ? Hak kitaplar var birileri bilimci, ama onlarında hepsi ölecek ve öldükten sonra asıl doğru ile karşılaşacak herkes. Ben dışarıdan baktığımda inançlar kısmında şunu fark ediyorum. 4 hak kitap, Tevrat, İncil, Zebur ve Kuranı-Kerim , bunlara ilave sadece Allah'a inananlar, Allah'a hiç inanmayanlar, Güneşe vb. şeylere tapanlar vb. gibi uzatabiliriz. Şimdi odanıza geldiğinizde , yatağınızın üstünde bir kitap görseniz ve bu kitap için birisi size "kendi kendine" gelmiş dese " sanırım" buna hiç birimiz inanmayız. Kendi kendine gelemez deriz buraya. Yani bir getiren ararız. Bizlerde insan olarak buraya geldikse "bir gönderen var". Bir gönderen varsa "Bir yaratıcıda" var mantığını görüyoruz. Peki, bir yaratıcı yarattığını başı boş bırakması mantıklı mı? "değil". Mutlaka bu dünya hayatını nasıl sürdürmesi konusunda ona bir şekilde yol ve yöntemler öğretecektir, bu kısımda da bir aracı "peygamber" seçmesi mantıklı. Tabi bu benim zihnime göre. Bir Peygamber seçip "mesajlarını" insanlığa ilettikten sonra bu mesajlara göre insana yaşamak düşüyor. Öldükten sonra oyun bittikten sonra bunları ne ölçüde yapmış ise ona göre değerlendirilecek. Burada 4 kitap Peygamberine inanma hususunda, Son Peygambere inananlar ve son kitaba inananların söyle bir mantığı var ; İslam dini bana "bütün peygamberlere" " bütün kitaplara" inanmamı "imanın şartları arasına" koymuş .Yani ben islam dinine inandığımda diğer bütün dinlere ve peygamberlere inanmış oluyorum. Bu durum beni diğerlerine göre 1 - 0 öne geçiriyor. İslam dinine inanan bir insan için ölümden sonrası hayat riskleri var mı? 1. Öldükten sonra hiç bir şey yoksa ; ben ne kaybederim " hiçbir şey" 2. Öldükten sonra diğer dinler doğru çıkarsa ben ne kaybederim " hiç bir şey" çünkü ben diğer din ve kitapları kabul ediyorum. Sanırım bir kayıp yok. Peki diğer dinlere ve inanışlara mensup olanların riskleri neler? 1. Diğer dinler doğru çıkarsa ben kaybederim. Çünkü islam dinine göre en son peygamberi ve kitabı kabul etmemek bir çeşit kaybetmek demektir. O zaman kaybetmeniz garanti gibi duruyor. Bu mantık aslında bütün insanların görmesi gereken bir mantık. Doğruluğu insandan insana değişir. Cehalet zaten bir şeyleri uzaktan yargılamak ile değil ; bilakis içerisine girerek, öğrenilerek anlaşılabilir. Toplumun yüzde 90'nı istisnasız inandığı dinin kitabını ve peygamberini tanımıyor. Kendisini tanımlıyor ama tanımladığı şey hakkında fikir sahibi değil. Dinide dışarıda gördüğü insanlara bakarak onlara göre öğrenip yorumluyor. Bilmemek sıkıntılı bir durum. Sanırım öncelikle bu dünyada varlığımızı sorgulamamız lazım. Bir dine inanıyorsanız bunu gerçekten öğrenmek lazım. Öldükten sonra üniversite diplomalarımız bir işe yaramayacağı kesin. Bu hususlarda bir kafa yormak lazım. Kalbim temiz ben iyiyim kafasında olanlarda bu cahilliklerini aydınlığa ulaştırmaları lazım. Kimse bizi kalbiniz temiz ve iyi diye ; işe almaz. İşe alınırken ; diploma, bilgisayar vb. bilgiler istenir. Ben kalbim temiz beni işe alın dersek üstümüze gülerler. Bundan dolayı bizi yaratanda bizden bir şeyler istiyor. Bu oyunu benim istediğim gibi kurallarına göre oynayacaksınız diyor " rica etmiyor " emrediyor. Ölümden sonrasında kaybetmemek isteyenler için bence dünyada varlığımızın sebepleri üzerine kafa yormak lazım. Son gülen biz oluruz umarım.
Hayat ve İnsan
··1 alıntı·
2.766 Gösterim
5 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Farklı bir bakış açısı güzel kaleme alınmış bir manifesto beğendim ve şunu unutmamak lazım ki gerçek hayat öldükten sonra başlıyor. Kendimi sorgulama evresini değil ama bazı şeylere isyan etme ve inkar evresini geçtim. Yaklaşık 9 sene önce babamı kaybedince ve bu evreden sonra ki amacım doğru ve güzel şeyler yapmak oldu . Yüreğiniz dert görmesin inşallah
Evet ben daha çok keyf için yaşıyorum Allahdan da keyf diliyorum keyf bekliyorum Allah beni bu dünya ya keyf yapmaya yollamış, Seviyorda yaşam tarzımı herhalde işimi gücümü rast getiriyor . Ben çok takılmıyorum. Bi Allah var yaratıcı bir de galaksimiz :) her ağızdan bir ses çıkıyor rivayetler hadisler derken İslam dini herkese göre değişkenlik gösteriyor olmuş. Bir kısmı yok osturusan abdest bozulur yok bir yerin kanarsa abdestin bozulur yok birinde ayağa mes giy sabah Bi kere abdest al gün boyu abdest almana gerek yok :) birinde uyuyup uyaninca abdest bozulur fikra gibii biri aileye biri Muhammede, hele bazı rivayetler akıl uçuruyor. Hz İbrahim oğlunu kurban edecek ,o ara gökten koç falan iniyor hz İbrahim o dönemin en büyük koyun tuccari bence . Hele musa mi isa mi asayi denize vuruyor deniz ikiye ayrılıyor burası komik firavun be adam Bi dur Bi düşün herif denizi yarmis Bi saygı daha ne peşinden gidiyorsun Deniz ortadan yarılmış mevzuya bak ki firavun dusuyo peşine deniz firavunun ve askerlerinin üzerine kapanıyor:) firavun o kafayla onca insana nasıl hükmetmiş, gerçi halkın koyun olduğu bir çok ülke mevcut . Konumuza gelelim Japonlar bence cennetlik. Allah kitap diyenden kaçar oldum sahsen ,
ya hoca camide ya :) ayrıca nerde ne kadar hacı hoca varsa bana uzak olsun sayın polii....
Oldukça çıkarcı şekilde yazılmış bir yazı. Tamamen pragmatik bir felsefe. Başta iyi gidiyordunuz ama sıra inanca geldiğinde bence bocalamaya başladınız. Dünyaya fırlatılmış bir insanın kaygılarından çıkıp başka bir yöne kaydı yazı. Şunu yaparsam ne kazanırım? Bunu seçersem ne kaybederim? Bu iş hesapla kitapla olmaz. İnanç dediğin yüreğinden gelen iyilikleri, adil olan şeyleri yapmaktır. Bunu da hesapsız, doğru olduğuna inandığın için yapmaktır, cennete gitmek için değil. Hangi peygambere inandığınızın bir önemi yok. Siz o peygambere ya da dine inanıyorsunuz ama acaba iç dünyanızda neler var? Çıkarınız söz konusu olduğunda seçiminizi ne yönde yapıyorsunuz? Doğruluk, hak, bu tür şeylerle ilgilidir. Yoksa çıkarcı bir bakış açısından şunu seç, şunu kazan. Mantıklı düşün, ahireti garanti et meselesi değil. Yazı biraz bunu anlatıyor gibi olmuş. Evet, diploma bir şey kazandırmaz öteki dünyada. Ama hakkıyla bir şeyler öğrenen kişi dünyayı güzelleştirir, yozluktan kurtarır. Dünyayı güzelleştiren öteki dünyasını da güzelleştirmiş olur. Çünkü herkes dünyada ne ektiyse diğer dünyada onu biçer. Dolayısıyla burda ne okuduğun beynine neleri ektiğini gösterir. Öteki dünyada ne olacağını da düşünmeye hesap kitap yapmaya gerek yok. Nasıl varolduysak öyle de yok olacağız. Ondan geldik, ona gideceğiz. O konuda sonsuz bir teslimiyet söz konusu. Zaten onun bir parçasıyız. ‘Narın da bir nurun da bir’ deyip her şeyi kabul edeceğiz. Kendimizin doğmakta karar veremediği bir dünyada zaten kendimiz kendimize ait değiliz ki…
Evet mantık ama mantığın inançla alakası yok. Mantık çıkarla ilgilidir. Çıkarıma nasıl geliyorsa o yolu seçeyim dediğiniz zaman mantığı kullanırsınız. Ama inanmak demek, mantığın ona uyduğu için değil, gerçekten yapılması gereken o olduğu için, inancının kimliği ne olursa olsun, ister adın Müslüman olsun ister Hıristiyan ya da başka bir şey, etiketin ne olursa olsun hak olanı, adil olanı, doğru olanı yapmak. Bunun mantıkla alakası yoktur. Bunda hesaba da yer yoktur. Hesap yaparsan zaten hak kapısına kabul edilmen söz konusu değil. O yüzden iyi olan hak olan savunulacaksa eğer bak şunu seç, şöyle kazanırsın gibi mantık argümanlarıyla iyiye çağırmak samimiyetin sorgulanmasına sebep olur. Günümüzde dinin pragmatizme gitmesi gibi inancın da faydacı ahlakla donanmasına neden olur. İnanç, inanç olmaktan çıkar diye düşünüyorum. Tabii herkesin kendi düşüncesi.
Elleriniz dert görmesin
Maşllah ne kadarda güzel yazmışsınız