Hakan Günday ile tanışmam 2017'de, kitabın aynı adında filmi Netflix'te yayınlandığında oldu. O zamandan beri filmi tekrar tekrar izler dururdum. Kitabı ilk önce pdf olarak okumaya başlamıştım ama pdf okumaktan hiç hoşlanmadığım için satın alıp da tekrar başlayıp okudum.
Kalemini en beğendiğim yazar Hakan Günday bu arada. Daha önce bana bu kadar dokunan, bu kadar derinden etkileyen hiçbir şey olmamıştı. Daha, şimdiye kadar okuduğum en iyi ve en çarpıcı şey.
Gaza'nın iç dünyası, dönüşümü o kadar iyi aktarılmış ki kitabı okurken Gaza ile aynı şeyleri hissettim. Bu serüvende Gaza'nın öfkesi benim öfkem, Gaza'nın içindeki boşluk benim boşluğum gibi oldu. İnsan kaçakçılığı hakkında sadece yüzeysel bir bilgiye sahiptim daha önce. Tabii ki hepsi böyle olacak diye bir kaide yok ama geneli böyle diye biliyorum. Ben de kıyı kesiminde yaşayan biri olarak insan kaçakçılığının çok kötü yanlarına şahit oldum. Tabi ki kitaptaki gibi şeyler değildi ama bir çocuk için travma niteliği taşıyan şeylerdi. Tabi bir şeyler hissediyorsa. Ben hiçbir şey hissetmediğimi gördüm. Gaza beni kendi içime yöneltti. İçimin boşluğunu gördüm. İçimin karanlığını gördüm.
Kitabı okumadan önce bir düşünmenizi tavsiye ederim. Acaba buna hazır mısınız? Hatta, Hakan Günday okumadan önce de bir düşünmenizi isterim. Acaba onun kalemine hazır mısınız? Çünkü ben hazır olduğumu hissederken gafil avlandım. Çünkü ben, aslında anlatılanın benim hikayem gibi olduğunu anladım. Şimdiye kadar hiç Gaza gibi ağır şeyler yaşamadım ama öyle bir boşlukmuş ki içimdeki, Gaza gibi bile hissettirebiliyormuş. Teşekkürler Hakan Günday. Teşekkürler Gaza, hikayeni anlattığın için teşekkürler. Hayatımın en büyük tokatını yemiş olsam da önemli değil. Hatta onun için de teşekkürler.