·220 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Kasım 2022 22:33 Hikayemiz, Viyana'da başlıyor ve olayları anlatan kişinin adı hiç geçmiyor. Zaten olayların baş kişisi de kendisi. Bir nevi başından geçen bir dönemi anlatıyor. Doktora tezi için orada ama tezini bir türlü tamamlayamıyor. Tezi üzerinde kalem oynatamadığı günler birbirini kovalıyor (eminim bu kısmı bir çok kişi için tanıdık) ve derken Türkiye'den bir haber alıyor. Eski sevgilisi düğününe davet ediyor.
Düğün için geldiği ülkede, geçmişten gelen sırlar da artık gün yüzüne çıkmak için harekete geçiyorlar. Beş eski arkadaş ve bir sır. Bakalım bu sır hepsinin hayatını değiştirecek mi yoksa rutin hayatlarına geri mi dönecekler?
Kitabın kurgusunda sene 1984'e özlem çeken bir dernek var ve hayatımızı o seneye çevirmeye çalışıyorlar. Hatta partileri bile var. Bu bana biraz distopya gibi geldi ki kitapta ütopya gibi anlatılıyor derneğin faaliyetleri. Siz geçmişe dönmek ister miydiniz? Şahsen ben istemezdim, şu andan çok mutluyum
Kitabın dilini sevdim, merakla okuttu kendini. Tek sevemediğim yeri sonu oldu. Sanırım çok daha farklı bir son bekliyordum. Bu şekilde yazıyorum ama umarım günün birinde bir yazar buyur sen yaz demez Sonuçta kitapların kurgusu veya sonu bizim istediğimiz gibi olmak zorunda değil. Bakın George R. R. Martin'e kimi sevsek anında kılıçtan geçirdi
Son olarak kapağına da değinmek istiyorum ki ben çok beğendim bu kapağı. Hatta son dönemde en çok hoşuma giden kapak olabilir. Bu tarz, tek bir kareyle hikaye anlatan kapakları aşırı seviyorum.
Devrim Bey'e yazarlık yaşamında başarılar diliyorum. Kendisiyle tanışmama vesile olan @yazariylakonusanlar a da çok teşekkür ediyorum