·288 syf.····Okunma: 16 Aralık 2022 16:18 Hepimizin kafasında ziyadesiyle büyüttüğü ve korktuğu bir yağ imgelemi var. Yağ gerçekten bu kadar korkulması veya sakınılması gereken bir besin öğesi mi? Bizim ondan bu kadar korkmamızın sebebi nedir? Yazar başlangıç olarak yağa salt şişmanlamaya sebep olan canavar nazarıyla bakmamızı engelliyor. Zira bu noktada kitaba lipodistrofisi olan bir kızla başlaması manidar olmuş. Lipodistrofi, yağın atrofiye uğrayıp vücutta sürekli azalmasına sebep olan genetik temelli bir hastalık. Buradaki temel düşünce elbette yağın tahmin ettiğimiz kadar korkunç olmadığı gerçeğine bizleri ısındırmak. Bu ilgi çekici vakadan sonra vücutta yağın işlevleri, çeşitleri ve olması gereken miktarda yağın vücudumuzda bulunmasının ne kadar elzem olduğuna değinilmiş.
Peki, yağı vücutta önemli kılan işlevler neler? Bağışıklık sistemi, üreme sistemi, endokrin sistem, kilo kontrolü, kemik dayanıklılığı, vücut sıcaklığı ve yaraların onarılması gibi pek çok işleyişin düzenlenmesinde rol alıyor. Kısaca yağa karşı olan değer yargılarımızı tekrar sorgulamalıyız. Harici olarak kitapta kadın ve erkeklerin yağ ile mücadelesi özellikle kadınların bu konu hakkında verdikleri fizyolojik ve psikolojik savaş, cinsiyetler arası yağ dağılım farklılığının sebepleri ve evrimsel bakışla analizi gibi konuları bulmak mümkün.
Çok dikkatimi çeken bir alıntı ve kitaptaki vakaların pek çoğunda da gördüğüm temel sorun; kilo sorunu. Çok başarılı bir iş adamına hayatında neyi değiştirmek istediği sorulduğunda cevabı oldukça ilginç oluyor. (Yani en azından ben böyle bir cevap beklemezdim.) Kendisi göbeğinden kurtulmak istediğini söylüyor. Yani ister liseye giden ergen bir genç olun isterseniz tüm ideallerini gerçekleştirmiş başarılı bir iş adamı, ortak kaygılar taşıyoruz. Kilolu olmak ve fiziksel görünüş. Kilomuzu bu kadar umursamamızı sağlayan temel güdü ne peki? İnsanların kilomuza yaptığı menfi ithamlar mı, aynada kendimizi kötü hissetmek mi, çevremizdeki insanlara tırnak içinde ‘güzel’ görünme çabası mı yahut sağlığımıza kavuşmak ve kendimizi daha iyi hissetmek mi? Bazen şu soruyu soruyorum kendime: ‘Acaba görülmek kaygısı gütmediğimiz yani çevrenin bizi görmediği bir dünyada yaşasaydık insanoğlu bugün olduğu kadar kilosunu önemser miydi?’ Sağlıklı olmak yahut çevrenin onayını almak; iki durumun ayırdımını iyi yapabilmek önemli. Her şeyden önce sağlığımız, kendimize beslediğimiz şefkat ve iyi hissetmek gelmeli. Bu doğrultuda ilerlediğimizde sağlıklı beslenme programlarına uyumun yahut iyi yaşamak adına yapılan egzersiz ve uyku düzeni gibi girişimlerin daha kalıcı olacağına inanıyorum.
Bir başka konu ‘kilolu olmak ya da olmamak’ bizim irademiz dâhinde olan bir durum mudur? Pek çok insan kilolu birini gördüğünde şüphesiz şu yorumu yapıyor: ‘Midesine hakim olamıyor, çok yiyiyordur kesin.’ Buna benzer doğrultuda kilolu olmanın sadece kişiden kaynaklı olduğunu ima eden yorumlar görüyoruz. Olay aslında görüldüğü kadar basit değil, kişinin kilo seyrinde etkili multifaktöriyel pek çok etken sıralayabiliriz. Bunlar; yaş, cinsiyet, hastalık varlığı, stres, hormon işleyişi, metabolizma, genetik, çevresel toksisite, kimyasallar,…. bu liste uzar gider. Yani söz konusu insan kilosu olduğunda sebebi sadece kişinin iradesine indirgemek adil bir yorumlama gibi görünmüyor.
Elbette kilonun mutifaktöriyel etkenlere sahip olması zayıflamanın imkânsız olduğunu açıklamaz çünkü artık kitapta da kendisine ara ara yer verildiğini gördüğüm 'epigenetik' kavramından bahsediliyor. Yani ‘genetik ötesi’ birtakım çevresel faktörler (egzersiz, sağlıklı beslenme, uyku düzeni, kimyasal kullanımından kaçınma gibi) gen dizilimine etki etmese de genin işleyişine etki ederek kilo vermeyi kolaylaştırabilir. ‘Genleriniz kaderiniz değildir!’ sözü de buradan neşet ediyor.
Son olarak kitabın akıcılığı üzerine birkaç kelam edip incelemeyi noktalamak istiyorum. Yazar vakalardaki olayların derinliğine o kadar çok odaklanmış ki amaçlanan asıl sonuca gelinceye kadar okumaya devam konusunda çok fazla çaba sarf ettim. Hatta bazı yerleri atlayarak okudum çünkü kendimce gereksiz gördüğüm ayrıntılar ve birbirine benzer vakalar vardı. Kitabın tekrara düşmesi de ayrıca okuma hızıma ket vuran bir başka unsur olarak değerlendirilebilir. Bu tarz bilim temelli kitapların sonuç odaklı, ayrıntıya boğulmadan yalın ve net açıklamalarla kendini anlatması gerektiğini düşünüyorum. Ancak yazar vakaları anlatırken hikâye anlatıcılığı rolüne kendini fazla kaptırdığı için hedefin belirli noktalarda şaştığını düşünüyorum. Bu durum elbette kişisel okuma zevkimin beğeni algısıdır. Başka okurlar belki kitabı örneklerle açıklamak bağlamında beğenebilir. Konuyla alakalı daha iyi kitaplar olduğunu düşündüğüm için tavsiye etmiyorum.
Keyifli Okumalar.