Marquez okumak benim için hep büyülü bir deneyimdi, eserlerini bitirdiğimde dünyama dönmek biraz vaktimi alıyordu zira o sihirli kelimelerin, cümlelerin arasından sıyrılıp da gerçeklikle tekrar karşılaşmak zor geliyordu. Uzun zamandır aklımın bir köşesinde kendini bana sürekli hatırlatan Kolera Günlerinde Aşk’ı nihayet bitirdim. Yarım asır süren bir aşkın hikayesini Marquez’den dinleyecek olmak da çok heyecanlandırıyordu beni. Fakat olmadı, romandan defalarca koptum, yeri geldi bir daha elime almayacağımı söyleyerek bir köşeye fırlattım. Birincisi burada aşka dair hiçbir şey göremedim. Florentino sadece Fermina’ya takıntılıydı, onu elde etmek bir yaşam gayesiydi onun için. Bu beklentiler içinde birçok kadınla birlikte oldu, kendince Fermina’dan hiç kopmadığını düşünerek sevişti onlarla -tabii her insanın aşkı tanımlama ve deneyimleme süreçleri çok farklı ama ben burada aşkla hiç karşılaşmadım. En kötüsü de bir ortaokul çocuğuyla oyunlar oynayarak çocuğun cinselliğini kullanmasaydı. Belki bu detay verilmeseydi kitaba karşı bu kadar mesafeli durmazdım fakat pedofiliyi o kadar meşrulaştırdı ki sinirden kalan satırları atlayarak okumaya başladım. Ülkede ve coğrafyada yaşanan değişimler de epey havada bırakılarak anlatılmıştı, Marquez beni bu konuda epey hayal kırıklığına uğrattı. Fermina’m benim... Keşke gönlünün en derinliklerinde hissedeceğin bir aşkla geçseydin tüm asaletinle... Hiçbir erkeğin seni hak ettiğini düşünmüyorum.
Son olarak çeviri MÜKEMMELDİ. Her bir kelime o kadar doğal akıyordu ki kendi dilimizde, bazı cümleleri tekrar tekrar okudum. Okurken onları içime çekme isteğiyle doldum taştım.
Velhasıl kelam beni hayal kırıklığına uğratan ve pek de önermeyeceğim bir kitap oldu. Keşke böyle olmasaydı