İlyada'nın, Truva kadınlarının perspektifinden cüretkar ve feminist bir yeniden anlatımı ile geldim bugün.
Booker Ödüllü “The Rejenerasyon”Üçlemesi'nin yazarından #thesilenceofthegirls “Kızların Suskunluğu” kitabının olağanüstü devam kitabı #troyalıkadınlar ile
Truva Kadınları, esas olarak Euripides'in trajedisi… Bu bir çatışmanın değil, sonrasının hikayesidir.
Truva kadınları, savaşın pasif kurbanları olan eşler ve anneler (Andromache, Hecuba) olarak önemli bir rol oynarlar.
Erkekler ölür, kadınlar yaşar.
Tabii buna yaşamak denirse.
Yenilmiş bir şehrin kadınları olarak galiplerin malı olmaya mahkumdurlar.
Truva düştü ! Muzaffer Yunanlılar, Truva'nın kadınları da dahil olmak üzere, bitmek bilmeyen bir savaşın ganimetleriyle evlerine dönmek için uygun rüzgârı bekliyorlar.
Ancak tanrılarını gücendirdiler.
Kral Priam'ın cesedi gömülmedi. Galipler, onları bir arada tutan koalisyon çözülmeye başlarken yok ettikleri şehrin gölgelerinde mahsur kaldılar.
Ama su uyur, düşman uyumaz!
Eski düşmanlıklar yeniden uyanır, yeni şüpheler ve rekabetler alevlenmeye başlar.
Bir zamanlar Aşil'in kölesi olan, şimdi ise arkadaşı Alcimus'a ait bir zamanların Truva kraliçesi Briseis, bu gelişmelerden haberdardır.
Priam'ın eşi küstah Hecuba ve gözden düşmüş kahin Calchas ile kurnazca intikam yolunu ararken, elinden geldiğince ittifaklar kurar.
Yayınevinin Troyalı KadınlarPat Barker ismine çok yaraşan bu cüretkar ve feminist kurgusunu dilerim ki okuma listelerinize eklersiniz.
Rüzgarıyla yelkenlerinizi dolduracak bu hikaye bakalım sizi hangi diyarlara götürecek?
Çevirmen: #sedaçıngaymellor