Sadece "öylesine" olan şeyleri fark eder misiniz? Öylesine de değildir elbet ama o anda kimse kafasını kaldırıp bakma inceliğini göstermez ve genellikle üstü örtülü bir alışılagelmişliktir sığınılan. Şahsen ben ne zaman bu farkındalığa erişebilecek olsam, sevgili Virginia Woolf'un şu sözlerini mırıldanırken bulurum kendimi: "Ne hoş bir güzelliği vardır; Hafif adımlarla, dünyadan gülümseyerek geçenlerin." Bazı yazarlar bu "öylesinelik"i(!) ustalıkla çarpar yüzümüze... Bu öyküyü sevme nedenim de Katherine Mansfield'in bunu başarıyla yapmış olmasıdır.
Karakterimiz Miss Brill'in kendisine hitap edecek kimsesi olmadığı için ilk isminden bile haberdar değilizdir. Ve yine önemli bir faaliyette bulunmadığı için öyküyü olay örgüsünden yoksun olarak da değerlendirebiliriz. Böylece elimizde, sıradan bir pazar günü geçiren Miss Brill'in bilinç akışı ve kendi kurgusal dünyası kalır.
Bulunduğu kasabadaki insanlarla bağlarının olmaması, onun yalnızlığının temelini oluşturur. Bu yalnızlık, "en yakın arkadaşı" tarafından giyilmek üzere uzun süredir kutusunda, havanın soğumasını bekleyen kürkü etrafında şekilleniyor. Miss Brill "Little Rogue" diye seslendiği kürkü ile konuşup, onu sevgili bir eş kadar önemsiyor ve kürkünü kişileştirerek yalnızlık hissine ket vurmaya çalışıyor.
Her pazar gittiği parkın diğer insanlar tarafından da ziyaret edildiği ve Miss Brill'in onları sanki akraba, aile veya arkadaş gibi gördüğü açıktır. O pazar günü güzel giysiler giymiş ama birbirleriyle konuşmayan yaşlı bir çift gözlemler. Fakat Miss Brill, yaşlı çiftin sessizliğinden iki nedenden dolayı hayal kırıklığına uğrar: birincisi, sessizce otururlarsa kulak misafiri olamayacak olması, diğeri ise bu sessizliğin, parktaki kendi sessiz varoluşunun yankısı olmasıdır... Epeyce keyfi kaçan karakterimizin, bunun üstüne bir de genç bir çiftin kendisi hakkında yaptığı acımasız yorumları duyması, bizi öykünün doruk noktasına ulaştırır. Hero ve Heroin rollerini atadığı genç çift tarafından kürküne söylenen "fried whiting" yakıştırmasını ve hatta kendisinin parkta olmamasını tercih ettiklerini duyar. Bu konuşma, Miss Brill'in gerçeklik dünyasına uyanması (ya da uyuması) için önemlidir. Sahne olarak gördüğü bu parkta, oyunda takdir edilmediğini ve hatta istenmediğini anladığı andır. Gerçek dünyaya döndüğünde o kadar üzgündür ki, pazar rutininin son aktivitesi olan bademli kekini almadan fırının yanından geçip evine gider. Sonunda kürkünü küçük bir kutuya koyan Miss Brill "en iyi arkadaşı"nın krizlerini gözden geçirmeye başlar...
Öykü, anlatıyı ana karakterin ruh hali portresi üzerinden veren, bilinç akışı tekniğinin başarılı bir temsilidir ve sevecenlikle tavsiye edilir efendim.
Miss BrillKatherine Mansfield · Penguin Classics · 201522 okunma