Herkese hellü arkadaşlar. Bugün sizlerle birlikte kalemiyle ilk defa tanıştığım Sümeyye Demirkan'ın Mürekkebe Boyanan Sardunya serisinin birinci kitabını yorumlayacağım.
O zaman let's go
Önce klasik konusunu anlatıp sonrasında yorumuma geçeceğim.
Mislina adında Ankara Üniversitesi'nde Türk dili ve edebiyatı bölüm 2. sınıf öğrencisi bir kızımız var. Kitabın bir yıl öncesinde kızımız aynı sınıfta olduğu Akif Selim'e aşık olur ve ona daha yakın olabilmek için onun oturduğu apartmanda sardunyaları, köpeği Çakır ve kuşu Kumru ile birlikte yaşamaya başlar. Kitap boyunca Mislina ve Akif Selim'in okula gidişleri, okuldan dönüşlerini ve ara sıra birlikte olan karşılaşmalarını okuyoruz.
Açıkçası beklentimi karşılayan bir kitap olmadı. Bunun nedenine yani yorumuma geçecek olursak number vanıncı* neden.
Kitap tamamen ara aksiyonCUKLAR üzerinden gidiyordu. Okuyorum okuyorum bir şey olmuyor resmen. Bir olay olduğu zaman da onun mesela kitabın başlarındaydı hatırladığım kadarıyla, okulun ifşa sayfasında yazan yazılarla Mislina'yı kışkırtmaya çalışıp onun aşık olduğu çocuğun Mislina'ya aşık olduğunu söyleyip ortalığı kızıştırıp sonrasında pat diye ortadan kaybolan Kübra'yı mı anlatsam. Yoksa varlığı arada bir olan, sanki ay bir de bir kötü karakter olsun diye kitaba gelmiş gibi olan Işıl'dan mı söz etsem bilemiyorum.
Bu maddeyi uzatmayıp ikinci maddeye geçiyorum.
Işıl'la devam edecek olursam Işıl'ın Akif Selim'le çıkma isteğinin nedeni çok saçma ve altı boştu. Daha derin bir hikaye olabilirdi.
Derin hikaye demişken keşke Ezgi'nin hikayesini kitapta daha detaylı okuyabilseydik. Ezgi'nin ağzından bölümler olsaydı. Ya da arada bir geçmişe gidip Ezgi'nin hikayesini biraz da öyle öğrenseydik.
Kadir'in de ağzından bölümler okuyup onun Sevde'ye karşı olan duygularını daha detaylı görmek isterdim.
Uzun lafın kısası; olayları sadece Mislina'nın ağzından okumak değil de diğer karakterlerden de okusaydık.
İç portre ve duygular o kadar çok verilmişti ki belli bir yerden sonra sıkmaya başladı açıkçası.
Son olarak mektup sahnelerinin daha fazla olmasını ve olayların biraz daha böyle mektuplar üzerinden gitmesini çok isterdim. Birkaç bölüm sonra mektup sahneleri bitiyor. Akif Selim mesela bu mektupları okuyor mu, okuduğunda neler hissediyor gibi gibi şeyleri de okusaydık keşke.
Bunların dışında hayatımda okuduğum en zarif ve bir okadar da kendimi gördüğüm bir aşk hikayesi oldu diyebilirim. Sadece olay çok azdı ve edebiyat vesayre çokdu.
Okunmasını tavsiye ederim. Bu kitabın birkaç sayfasını dahi olsa okumadan ölmeyin derim. Çünkü içi tamamen huzur dolu bir roman.