Çehov bir taşra kasabasındaki akıl hastanesinde geçen bu novellasında, eğitimli bir hasta olan İvan Dmitriç ile Doktor Andrey Yefimıç arasındaki felsefi çatışmaya odaklanır. İvan Dmitriç maruz kaldıkları adaletsizliğe, içinde yaşamaya zorlandıkları berbat koşullara karşı çıkarken, Andrey Yefimıç bunları görmezden gelmekle ısrar eder ve durumu değiştirmek için kılını bile kıpırdatmaz. Doktor sonunda içine düştüğü "felsefi" yanılgının farkına vardığında ise artık iş işten geçmiştir. Altıncı Koğuş, Rusya'nın ve ülkenin sorunlarıyla ilgilenmek yerine onları uzaktan izlemeyi tercih eden elit Rus aydınının "deliliği"nin simgesidir adeta.
#kitapyorumum
Altıncı koğuş okurken dehşete düştüğüm, felsefeyi derinden hissettiğim bir kitaptı. Okurken alıntı yapmadan duramadım. Kitapta direk olarak felsefenin konuşulduğu yerler favorim oldu. Özellikle Andrey ile İvan Dmitriç'in felsefi tartışmalarını okumaktan büyük keyif aldım. İvan karakterini oldukça sevdim ve okurken hayat hikayesine çok üzüldüm. Bu arada kitap belli bir noktada tıbbi terimler de içeriyor ki ben bunu da çok seven birisiyim yani kitap her yönüyle bana hitap ediyordu diyebilirim Kitabın sonu tahmin edilebilirdi ama nedense benim aklıma hiç gelmemişti. Daha doğrusu işleyişe kendimi öyle bir kaptırmışım ki sonunu hiç düşünmedim.
Son olarak farklı konular üzerine düşünmeyi seven biriyseniz felsefeye de meraklıysanız okumanızı kesinlikle öneririm.