·393 syf.····Okunma: 23 Aralık 2022 19:04 Bazen gözümüz kör, kulağımız sağır olur kendimize. Biz bile tanıyamayız dışa vurduğumuz beni. Asla yapmam dediğimiz ne varsa peş peşe sıralarız yaşamımıza. Hep geçerli bir sebep bulur ve bulduğumuz bu sebebe sığınırız çoğu zaman. Sonunu bile bile keşke dememek için ilerlediğimiz yolda her geçen gün kendimizden bir parça kaybederiz. Uğruna feda ettiğimiz koskoca bir hayat elimizden kayıp giderken neden hâlâ direniriz? Oysaki kitabın sonu başından bellidir ve biz yine de kalan son umut kırıntısına tutunmak isteriz.
Nazım Hikmet’in Piraye’si rolünü oynamaktı onunkisi. Hep hayalini kurduğu o aşkı aradı kendince. Oysa hayat bambaşka, aklına dâhi getiremediği, kendisiyle taban tabana zıt birine aşık etti onu. Fikirleriyle, hayalleriyle örtüşmeyen biri ama sanki yıllardır aradığını bulmuş gibi bağlandı ona. Hem de öyle bir bağlılık ki kendi benliğini unutturacak derecede. Zarar göreceğinin farkında ama kalbine söz geçiremiyor. Ve sonuç heba olmuş bir hayattan öteye geçemiyor. Evet her şeyin fazlası zarar, sevginin bile.