·140 syf.····Okunma: 21 Haziran 2022 21:45 İlk kez bir inceleme beni bu kadar heyecanlandırdı. Çünkü günümüzde geldiğimiz son noktada bu kitabın gerçekten çok işe yarayacağına inanarak okudum. Bu yaşıma kadar çoktan okumuş olmayı isterdim ama doğru zaman bu zamandır belki de.
Her şey bir yana Mustafa Kemal Atatürk’ün önermiş olması eminim birçok insanda merak uyandırıyordur. Ben de onlardan biriydim. ‘Ne var bu kitapta bu kadar önemli’ diye düşünüyordum. Sonra okumaya başlayınca anladım ki ilk sayfadan itibaren sayısız çıkarımda bulunabilirsiniz. Öyle ki kitabın başlarında Finlandiya kültüründen bahsederken Snellman adında bir devlet adamı çıkıyor karşımıza. O kısımları okurken yaptığımız hatayı görüyorsunuz resmen. Her kesin dilinde yıllardır süregelen bir cümle var. “Bir daha Atatürk gibi bir insan gelmez bu ülkeye”. Evet belki gelmez ama onun ideolojisi gelebilir. En azından herkes üzerine düşeni yapsa belki bu günler yakındır. Bayılıyoruz yakınmaya… “Ben tek başıma ne yapabilirim ki” laflarına. Öyle değil işte bir kişi bile yetebilir bir şeyleri değiştirmeye. Herkes üzerine düşeni yapmak için çabalasın yeter…
Kitapta çok hoşuma giden bir kısım vardı. Yoksul semtlerin birinde iki evde de yaşlı insanlar yaşıyordu. Biri görme engelli biri bedensel engelli. İçlerinden birinin torunu hergün gazete alıp onlara okuyordu. Belki bazıları bu detayı üstünkörü geçebilir ama düşünsenize bizde ki gibi “Ben unumu eledim, eleğimi astım. Siz düşünün gerisini” demeyen yaşlılar olduğunu. İşte aramızda ki fark tam olarak bu sanırım.
Bir aydın birçok insana ulaşıp hayatlarına dokunabiliyor. Önemli olan da halk bunlara uyum sağlıyor. Ellerinden geleni yapıyorlar… Ne için? Daha kaliteli yaşam için, en alt tabakadan en üst tabakaya herkes yaptığı işten mutlu olsun diye, insanlar daha bilinçli, cahillikten uzak olsun diye…
Kitabın devamında ticarette önde gelenlerin hayat hikayelerini okuyoruz. O duruma nasıl geldiklerinden bahsediliyor. Bu konuda da dikkatimi çeken detay şu oldu; önde gelen ticaret insanlarının hiçbiri ben kârıma bakarım dememişler. Herkesin kaygısı ülke menfaati olmuş. Kimse kendi köşesinde ticaretle uğraşmamış, ülkelerinde vasıflı vasıfsız birçok insanı dahil etmişler ve o kurak bataklık topraklarından dünya piyasasına girmeyi başarmışlar. Köylüsü, öğretmeni, öğrencisi, okuru, cahili herkes üzerine düşeni yapmış. Bizim de ihtiyacımız olan tam olarak bu…
“Devlet kocaman bir ailedir, onun mensupları ise sizin küçük kardeşlerinizdir. Hayatlarının sefilliği üst tabakaların ihmalkarlıklarından ve duyarsızlığından kaynaklanır. Unutmayın: Halk uzun süre ıstırap çekebilir ama her şeyin bir sonu vardır. Nihayetinde halk kitleleri bir canavara dönüşebilir. İşin o noktaya varmasına izin vermeyin.”
Sizde İskandinav Ülkelerine karşı bir hayranlığa sahipseniz bu kitap hayranlığınızı iyice artıracaktır. Ayrıca yazdıklarım bir kişide bile merak uyandırdıysa ve kitabı okumaya karar verdiyse kalanını kitap halledecektir zaten. Okuduğunuzda ne kadar önemli bir eser olduğunu göreceksiniz ve kendinize çıkarımlarda bulunacaksınız. Genelde bunu herhangi bir kitap için söylemem ama Beyaz Zambaklar Ülkesinde insan ömründe birden fazla kez okunmayı hak eden nadir kitaplardan biridir. Kim bilir belki böyle küçük adımlar ülkemize güzellikler getirir.