Üstümdeki o battaniyenin tenime batan dokusundan nefret ediyorum ama mecbur kullanacağım çünkü üşüyorum. Bir gün daha bitti. Günle birlikte umutlarda batıyor, ertesi sabah yeniden doğmak üzere... Ertesi gün olunca, güneş doğunca yeniden umutlanıyorsun belki bugün çıkarım buradan diyorsun. Doktorlar gelip gidiyor, hemşireler ilaç veriyor. O gün ziyaretçi günü ve sen akşamdan, heyecandan uyuyamamışsın. Birer ikişer gelmeye başlıyor misafirler... Enfeksiyon kapmaman için odaya girişler yasak, balkondan görüşüyorsunuz. Geldikleri gibi hepsi teker teker gidiyor, dışarıda akıp giden hayata devam etmek için ve sen kalıyorsun yine o duvarların arasında belki bende birgün çıkarım buradan diye düşünüp odanın penceresinden özgürlüğe bakıyorsun. Son doktor ziyareti de bitti. Ögrendin bunun ne demek olduğunu, bugünde taburcu olamayacağını ve belki yarına diyorsun ve akşam oluyor. Akşam yemeğini yedikten sonra sen, annen ve odada iki hastane arkadaşın var. Sabah ziyaretçilerin getirdiği meyvelerden oluşan tabağı hazırlıyor annen sana, hastane odasında televizyon izlerken yemen için... Televizyonda sevdiğin program varsa birazda olsa neşeli oluyorsun eğer yoksa gecenin hiçbir zaman kısa geçmediği o günde de uyumaya çalışıyorsun. Canın sabah açmaya çalıştıkları damar yolundan dolayı çok acıyor ama sen, belki küçücük yüreğinle gurur yapıyorsun belki de yanı başındaki anneni üzmek istemiyorsun, ağlamıyorsun. Ağlıyorsun da gözyaşların içine akıyor. Sabah oluyor ve senin beklediğin o an geliyor. Taburcusun.
Evine, ailene, yarıda bırakmak zorunda kaldığın okuluna, arkadaşlarına, dostuna, akrabana geri dönüyorsun. Günler geçiyor ve sen büyüyorsun. Ve bir gün sen küçükken suratsızdın lafını işitiyorsun, yutkunuyorsun, diyemiyorsun ki "canım çok yanıyordu." O zaman söyleyemediğimi kulaklarınızı sağır edercesine şimdi söylüyorum, bağırarak, haykırarak söylüyorum. "CANIM ÇOK YANIYORDU."
Geçti.