·57 syf.····Okunma: 04 Ocak 2023 02:58 Sanatçı ve Çağı, Albert Camus'nün biri Nobel Edebiyat Ödülü'nü alırken diğeri de Upsala Üniversitesinde verdiği bir konferanstan alınan iki konuşmanın derlenmesiyle hazırlanmış bir kitap.
Eserin içinde ilk olarak Camus'nün 1957 Nobel Ödülü'nü aldığı sırada yaptığı Sanat ve Yazar adlı konuşma ele alınmış. Bu konuşmayı okurken Camus'nün ve onun çağındaki insanların tek seçeneklerinin yazmak olduğunu anlıyoruz, Camus kendi çağındaki insanların içinde bulunduğu durumu son derece sade ama bir o kadar da çarpıcı bir şekilde anlatmış. Söz gelimi adı geçen yazıdan alınan "Yirmi yıl süren çılgın bir tarih boyunca, bütün benim yaşımdaki insanlar gibi, çağın karışıklıklarında, çaresizcesine yitirilmiş olarak, günümüzde yazmanın bir şeref olduğu, çünkü bunun insanı zorunlu kıldığı ve salt yazmakla yetinmeye zorladığı gibi —pek de iyi tanımlanamayacak — bir duygu ile destek buldum. Bu duygu özellikle, benimle aynı tarihi yaşayanlarla birlikte paylaştığımız ümit ve ümitsizliği, olduğum gibi ve kuvvetim ölçüsünde taşımaya zorluyordu beni. Birinci dünya savaşı başlarında doğan, hitlerin iktidara geçtiği ve aynı zamanda ihtilâl mahkemelerinin kurulduğu sırada yirmi yaşında olan, daha sonra eğitimlerini İspanya savaşı, İkinci dünya savaşı, ölüm kampları evreni, işkence ve ceza evleri Avrupası ile karşı karşıya kalarak tamamlayan bu insanlar, bugün de, yapıtlarını ve oğullarını, nükleer savaşın korkuttuğu bir dünyada yetiştirmek zorundadırlar. Öyle zannediyorum ki, hiç kimse, iyimser olmalarını isteyemez onlardan. Ve hatta ben, onlara karşı savaşı sürdürürken, bir umutsuzluk dalgası ile şerefsizliğe hak iddia edenlerin ve çağın nihilizmlerine koşanların yanlış davranışlarını anlayışla karşılamamız gerektiği düşüncesindeyim. Ne var ki kendi ülkemde ve Avrupa’da içimizden çoğu bu nihilizmi geri çevirdi ve bir yasalılık aramaya koyuldular. Felâket çağında, ikinci bir kez doğmak ve yaşantımızda sürüp giden ölüm içgüdüsüne karşı açık yüzle savaşmak için, bir yaşama sanatı yaratmaları gerekti.
Şüphe yok her kuşak, dünyayı yeni baştan düzene sokmak görevinin kendisine verildiğini sanır. Benim kuşağım, hiç değilse, bunu yapmayacağını bilmektedir. Ama belki, görevi daha da büyüktür.
Yeryüzünün parçalanmasını önlemek görevidir bu." bu pasajda sadece dönemin yazarlarının içinde bulunduğu psikolojiyi, sosyal ve siyasal durumu değil, bununla birlikte bu dönem insanlarının başta Sartre ve Camus olmak üzere neden yeni bir arayış içine girip "varoluş felsefesi"ni yaratma ihtiyacı duyduklarını anlayabiliyoruz.
Kitabın ikinci kısmı esere de adını vermiş olan Sanatçı ve Çağı yine 1957 yılında yapılan bir konferanstan alınmış. Burada Camus, öncelikle yaşanılan çağda münevverlerin toplum tarafından maruz bırakıldıkları suçlamaları ele alıyor ve devam ediyor "tarafsızlığın dahi bir suçlamaya sebep olduğunu" söyleyerek bu dönem insanının yaşadığı psikolojik şiddeti betimliyor. Konuşmanın ikinci kısmında daha çok sanata bakış ve yazarların sanatla ilgili tutumları anlatılıyor.
Kitap kısa ama oldukça aydınlatıcı, ele alınan konular hakkında düşündürücü bir niteliğe sahip. Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim.