William Shakespeare'den o kadar çok bahsettim ki şu incelemeye adını yazsam dahi yeterli olurdu diye düşünüyorum.
Külliyatını okumak için çıktığım yolda yazardan okuduğum 11. kitap oldu #k:32362.
Oyunun konusu Lodge'un Rosalynd adlı romanından alınmış. Eserin "Oyun Üzerine" bölümünde bu durum, aradaki farklar, Shakespeare usta dokunuşu incelikle ele alınmış. Konu aşk ama öyle yapış yapış bir aşk değil, yeri geliyor güldüren diyaloglar ile karşı karşıya geliyor yeri geliyor insan zekasının üstesinden gelemeyeceği şey olmadığını düşünüyorsunuz.
"Doğruymuş," dedi, "düşenin dostu olmuyormuş." (s. 29)
Öyle değil mi sahiden?
Ne derler: Hayalde gör düşte gör, hele bir de düş de gör... Düşmeden bu konuya çok farklı bakıyoruz sanırım. Çok güzel insanlar biriktiriyormuşuz gibi geliyor, sonra bir bakıyoruz kimse kalmamış etrafımızda...
Beklediğimden farklı bitti kitap. Öyle farklı sonlarla biten Shakespeare kitapları gördüm ki sürekli her an bir şeyler olacak, bütün planlar bozulacak gibi geldi.
Neden bilmem, pek duymadığımız bir kitap... O kadar muhteşem kitaplar yazınca yeterince iyi olanlar biraz gölgede kalıyor sanırım... Beni üzen değil, düşündüren, güldüren, ironileriyle hayran bırakan bir eser oldu.
"Ruhum öyle yorgun ki!" (s. 33)
Ah, hangimizin değil ki?
Öyle bir çağa denk geldik ki bedenler değil ruhlar yorulan... Bütün sıkıntılar ruhumuza yüklü, yaşamaya çalışıyoruz. Ne diyordu Nazan Bekiroğlu: "Ruhum hayattan tiksindi." Bu tiksinti bizi yoruyor, yıpratıyor.
Bir Romeo ve Juliet
Bir Hamlet
Bir Macbeth
Bir Othello değil benim için ama oldukça keyif aldığımı söyleyebilirim.
Kısa, bir çırpıda bitebilecek bir eser. Okunsun, okutulsun...
Eserden etkilendiğim bir alıntıyla incelememe son vermek isterim:
"Saatten saate çürüyor çürüyoruz,
Bu hikâye de böyle sürüp gidiyor işte." (s. 42)
Günden güne...
Hikayelerinizin sonunun güzel olması dileğiyle.