Gönderi

Salih Mirzabeyoğlu
...içime bir tatsızlık hissi çöküyor…  Bizde büyük meseleler, eski eşya deposundaki sandıkta kilitli kalmış… Toplumumuzda bir düşünce geleneği yok… Bu yüzden de dışın dış yüzünden fikirler ve günübirlik lâflar, arz ve talep piyasasını oluşturuyor. Bir hayatı kahramanca yaşamak, sonra dönüp bir de kahramanca yaşamanın ne olduğunu bu piyasaya anlatmaya kalkmak, ne acı, ne acıklı, ne gülünç bir hâl!.. Üstadım bir “Noktalama”sında şöyle diyor: — “Bu ne hâzin mesafe iki ten arasında, / Bir hâli anlatanla dinleyen arasında.” Böyle bir vasatta olan şu, Üstadım’ın “ey genç adam neredeysen gel!” çığlığından misâl vereyim; öbürü dönüyor, “ey genç adam neredeysen gel!”, sonra öbürü, sonra öbürü, bir tekerlemedir gidiyor…  Şimdi benim “kalk!” diye hitabettiğim adam, papağan gibi “kalk!” diyor, sonra onun arkasındaki… Ben “kalk!” dediğime göre, kalk; kalkamıyorsan, niye kalkamadığının izâhını yap, kalkabilmenin şartlarını temine çalış… Sizin nesliniz kendini ifâde etmek mecburiyetinde; her neslin bir ifâde şekli var… İşte GÖLGE, muazzam bir örnek… O militan tavır arkasından, bugüne kadar bir sürü palavradan kopyacı. Size çok güzel bir misâl: Meşhur Charlie Chaplin, birgün bir dostunun yanında arya söylüyor… Dostu diyor ki, “ben senin az çok keman çaldığını, piyano tıngırdattığını biliyorum; ama böyle güzel arya söylediğini bilmiyordum; nasıl yapıyorsun bu işi?”… Charlie Chaplin (Şarlo), cevap veriyor: — “Çok kolay, bir büyük sanatkârı taklit ediyorum!” İşte “taklit” ile, asıl ve şahsiyetin soyluluk farkı!.. "İçime çöken tatsızlık hissinin sebebini anlatabildim mi?.. Anlatamadıysam, başından aşağı bir kova fikir suyu döküp de saçının tek telini ıslanmamış gördüğüm adamdaki tersine harikada benim suçum yok!.."
··1 alıntı·
63 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.