·120 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Ocak 2023 17:35 Alfa Ndiaye'nin kardeşten öte gördüğü Mademba Diop'un savaşta ölmesi üzerine, intikam duygusuyla cephede deliliğin sınırlarında gezmesini, bugüne kadar oluşturduğu kişiliğinin yansımalarını ve iç hesaplaşmasını Alfa'nın kendi bakış açısından okuyoruz. Alfa intikam için her gece düşman hattından mavi gözlü bir askeri öldürüp, silah tutan kolunu keserek kendi kampına getiriyor. Bu yaptığını hafifletmek, suçlu hissetmemek adına öldürdüğü kişinin, ailesini cezalandırmak için eyleminin Tanrı'nın isteği olduğuna ve düşman askerini oraya koyanın da Tanrı olduğuna inanıyor. Arkadaşının intikamının peşinde ne kadar canileştiğini, bir süre sonra kendi silah arkadaşları ve komutanlarının bile ondan çekinmesinden ve korkmasından anlıyoruz. Alfa'nın aynı şeyleri tekrar tekrar söylemesinden kimi zaman sıkılsam da, bunun sanrılarından kaynaklandığını düşünüyorum.
Bence kitapta yapılan en iyi tespit şu kısımdı; "İnsanoğlu gerçekler için absürt açıklamalar arar her zaman. Bu böyledir. Böylesi daha basittir. Biliyorum, ne istersem onu düşünebildiğim bu anda anladım bunu. Savaş arkadaşlarım, beyazlar ya da siyahlar, onları öldürenin savaş değil de kem göz olduğuna inanma ihtiyacındalar. Karşı taraftaki düşman tarafından atılmış binlerce mermiden birinin ezkaza onları öldüren olmayacağına inanamaya ihtiyaç duyuyorlar. Rastlantı çok absürt şey. Bir sorumlu arıyorlar, onlara ulaşan düşman mermisinin fena, kötü niyetli biri tarafından onlara yönlendirildiğini düşünmeyi tercih ediyorlar."
Özetle, masumiyet ve caniliğin ince çizgisinin savaşın ve sömürgeciliğin acı gerçekleriyle silikleştiği etkileyici bir roman.