Kitabı bitirdikten sonra Ah be Martın Eden böyle olmamalıydı dedim, sanki bir şey olmadı yarım kaldı. Böyle olmamalıydı... Hayatın hep acı tarafıyla karşılaşmak tam ayağa kalktım derken dibi boylamak...
Jack London, zihniyet ve sınıf farklılıklarını, servetin insan hayatında ve düşüncesinde ne denli yer ettiğini gözler önüne sermiş bu eseriyle.
Otobiyografik olarak da bilinen Martın Eden romanı azmi, kararlığı simgeler. Öte yandan da bir insanın içindeki heyecanı, yaşama aşkını, ruhunu çekip alırsanız geriye sadece yürüyen bir ölünün kalacağını anlatır.
Yirmili yaşlar da toplumun alt tabakası olarak nitelenen işçi sınıfına mensup olan Martın denizcilik ile uğraşmaktadır. Bir olay sonucunda Ruth ve ailesiyle tanışır. Bu aslında onun kendi sınıfından ve statüsünden olmayan insanlarla ilk karşılaşmasıdır. Zamanla Ruth onda büyük bir ilgi uyandırır ve Ruth'a aşık olur. Aşk bir insana neler yaptırır derseniz bu kitapla 'her şey' cevabını alırsınız. Bu aşkla uyur, uyanır, yer hatta bazen yiyemez ve sırf aşkı için aç kalır. Bu aşk Martın de büyük bir yazma şevki de oluşturur kimse kendisine inanmasa da asla vazgeçmez, ama zamanla insanlar onun içindeki aşkı öldürür ve başarıya ulaşsada kılı kıpırdamaz hale gelir. Ve bu durum korkunç! Okurken çok istediğim yıllarca hayalini kurduğum ancak gerçekleştiğinde zerre heyecan hissetmediğim bir şeyi düşünerek Martın Eden oldum ve bu hissiyat korkunçtu.
Martın neticeyi değil yolu, o yolda yürürken ki dikenleri sevdi belki.. Ya da onu Martın Eden yapan yolda karşılaştığı engellerdi.
Uzun süredir okumak istediğim ve sonunda doya doya okuduğum arada açıp kurcalayacağım bir eser kazandırdım kütüphaneme.
Kitaptan en beğendiğim alıntıyı iliştireyim
"Halbuki düşünsene, bir zamanlar bütün masumiyetimle yüksek makamlarda oturan, güzel