·160 syf.····Okunma: 13 Ocak 2023 00:00 "Başkaldırmasın diye insanoğlu açlığın acısını, ayrılığın ıstırabını yaşattınız ona. Zulmettiniz insanlara, zamanlarını çaldınız, derman bırakmadınız; sırf bulamasınlar diye öfkelenecek vakti, ayağa kalkacak kuvveti! Sevinin, zafer sizindir, sayıyorlar oldukları yerde!" "Tiksiniyorum özgür olduğunu sanan sefil insanlarından bu ülkenin! Zindanlarım vardır benim, cellatlarım vardır, güç bileğimdedir, kan avucumdadır! Bilinsin ki yerle bir olacak bu şehir, tarih can çekişecek yıkıntılar arasında, erecek sona nihayet kusursuz düzenin sessizliğinde! Susun şimdi, susun yoksa koymam taş taş üstünde!"
Albert Camu'nün 1948 yılında Veba romanından bir yıl sonra kaleme aldığı Sıkıyönetim, oyun kitapları arasında ilk okuduğum ve aşırı beğendiğim bir kitaptı. Kitabın imgesel kurgusu , dilinin şiirsel ama daha çok distopik öğeler barındırarak ilerlemesi aşıri akıcı hale getirmiş. Kurgumuzda Veba adında despot bir yönetici Câdız şehrine hakim olarak kanunları baştan yazar . Hatta kadere bile başkaldırır. O da haddi bilsin der. Yardımcısı Sekreter elinde bir defterle gezer ve kanunlara, Veba'nın kurallarına ters hareket eden üstü çizilir, anında ölüverir. Veba istemediği sürece kimse evinden çikamaz, karısıyla birlikte olamaz, aşık olamaz... Veba kadere başkaldığı gibi ölümler de sırayla olucak, kafanıza göre ölemezsiniz , bundan böyle ölümler tek tip olucak. Öldükten sonra fırınlarda yakılacaksınız. Demiştir. Yani bir nevi soykırım, aşırı üst düzey distopik yönetim kurmak istemiş, kısmen halkı korkuttuğu için başarılı olmuştur. Benim için çok güzel sevdiğim tarzda bir okuma oldu. Albert Camus'un diğer oyunlarını da alıp okumak için sabırsızlanıyorum.