Bütün Oyunları 4

Sıkıyönetim

Albert Camus
Çevirmen:
Ayberk Erkay
Tahmini Okuma Süresi:
4 sa. 32 dk.
Sayfa Sayısı:
160
Basım Tarihi:
Kasım 2018
İlk Yayın Tarihi:
1948
Yayınevi:
Can Yayınları
Orijinal Adı:
LÉtat de siège
ISBN:
9789750724176
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2018 88. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Kasım 2018 00:47
Albert Camus "Veba" hastalığını ete kemiğe büründürüp, bir yönetici olarak Cadiz şehrinin başına getiriyor. Eserde Veba'nın halka korku salarak, baskıyla, zorbalıkla, ölümle yönetmesine karşılık; cesareti, adalet duygusu, özgürlük inancıyla karşı koyan Diego'yu ortaya çıkarıyor. Veba ve Diego ana karakterler olarak karşımıza çıksa da Yargıç, Nada, Victoria gibi yardımcı karakterler temsil ettikleri düşünce bakımından hiç de yabana atılacak türden değil. Mesela, Nada "hiçlik" felsefesini temsil ediyor. Camus'nün uyumsuz felsefesine oldukça uygun bir karakter ama Diego yönünü halka ve başkaldırıya çevirirken, Nada güce ve intihara yöneliyor. Eserde İkinci Dünya Savaşı'nın ve o dönemin baskıcı yöneticilerinin etkileri ve Albert Camus'nün kurgu üzerinden bu olaylara eleştirisi görülüyor. Bir de halkın genelinin sahip olduğu inanca yönelik bir eleştiri var ki bu durum bizim toplumumuzu da oldukça anımsatıyor. Şöyle ki; hani deprem, sel gibi doğal afetlerin yaşandığında, halkın başına bir bela geldiğinde bunun sebeplerini insanların sapkınlığına, inançsızlığına dayandıran bir güruh varya, onlara yönelik bir eleştiri gibi. Bütün belalara karşı tek savunması dua olan, irade, kader, mücadele, tevekkül, takdir kavramlarını pek anlamayan insanların eleştirilmesi gibi. Hani "Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz" diyen Sabahattin Ali'nin eleştirisi gibi. Yani diyeceğim o ki eserdeki Diego sadece kilisede dua edip Tanrı'dan yardım istediği, Tanrı'dan zalimin belasını istediği için değil, korkusuzca
SıkıyönetimAlbert Camus · Can Yayınları · 2018619 okunma
8/10
·160 syf.··
2023 2. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2023 00:00
"Başkaldırmasın diye insanoğlu açlığın acısını, ayrılığın ıstırabını yaşattınız ona. Zulmettiniz insanlara, zamanlarını çaldınız, derman bırakmadınız; sırf bulamasınlar diye öfkelenecek vakti, ayağa kalkacak kuvveti! Sevinin, zafer sizindir, sayıyorlar oldukları yerde!" "Tiksiniyorum özgür olduğunu sanan sefil insanlarından bu ülkenin! Zindanlarım vardır benim, cellatlarım vardır, güç bileğimdedir, kan avucumdadır! Bilinsin ki yerle bir olacak bu şehir, tarih can çekişecek yıkıntılar arasında, erecek sona nihayet kusursuz düzenin sessizliğinde! Susun şimdi, susun yoksa koymam taş taş üstünde!" Albert Camu'nün 1948 yılında Veba romanından bir yıl sonra kaleme aldığı Sıkıyönetim, oyun kitapları arasında ilk okuduğum ve aşırı beğendiğim bir kitaptı. Kitabın imgesel kurgusu , dilinin şiirsel ama daha çok distopik öğeler barındırarak ilerlemesi aşıri akıcı hale getirmiş. Kurgumuzda Veba adında despot bir yönetici Câdız şehrine hakim olarak kanunları baştan yazar . Hatta kadere bile başkaldırır. O da haddi bilsin der. Yardımcısı Sekreter elinde bir defterle gezer ve kanunlara, Veba'nın kurallarına ters hareket eden üstü çizilir, anında ölüverir. Veba istemediği sürece kimse evinden çikamaz, karısıyla birlikte olamaz, aşık olamaz... Veba kadere başkaldığı gibi ölümler de sırayla olucak, kafanıza göre ölemezsiniz , bundan böyle ölümler tek tip olucak. Öldükten sonra fırınlarda yakılacaksınız. Demiştir. Yani bir nevi soykırım, aşırı üst düzey distopik yönetim kurmak istemiş, kısmen halkı korkuttuğu için başarılı olmuştur. Benim için çok güzel sevdiğim tarzda bir okuma oldu. Albert Camus'un diğer oyunlarını da alıp okumak için sabırsızlanıyorum.
Edebiyat-Düşünce
SıkıyönetimAlbert Camus · Can Yayınları · 2018619 okunma
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2017 34. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2017 12:19
Diego: Susmak haksızlık karşısında, kaybetmek demektir zeytin ekmeği ve yaşama hakkını! Ekmeğinize sahip çıkmak için dahi yenmeye mecbursunuz bugün korkunuzu! Uyan ey İspanya, uyan artık! Yabancı’dan sonra oldu okumam. Yabancı’da toplumun değer yargılarıyla biçimlendirilmeye çalışılan ve bu dayatmalara yabancılaşan, sonucunda da içe kapanık, kafası dumanlı bir Camus görürken, Sıkıyönetim’de otoriter ve hak savunucusu, halk savunucusu bir Camus var. İspanya’nın Cadiz şehrini ele geçiren, insanlarının korkularıyla beslenen, insanlar sindikçe, tek tipleştikçe yayılan, farklı sesler azaldıkça çoğalan, insanları düşünmekten alıkoymakla ele geçiren, insanlarının itaatkar halini fırsata dönüştürerek yasalaştıran bir yönetim (bir hastalık) düşünün; ne sıkı bir yönetim… Hareket etsen dikkat çekecek, ağzından istemeden bir söz çıksa damgalanacak, itiraz etmeye çalışsan vurulacaksın. Yani yok olacak, kaybolacak, olmayan haklarından mahrum olacaksın. İnsanlar bu korkularla sinecek, duyarsızlaşacak, çaresizleşecek ve çürüyecek ve yaşayan ölüler olarak yaşarsan yaşayacaksın. Bu kitapta yönetimi Veba hastalığıyla benzeştiriyor Camus. Nasıl başarılı bir benzetme. Tıpkı veba gibi ele geçiriyor yönetim insanları, korkutuyor, çaresizleştiriyor ve öldürüyor; öldürdükçe güçleniyor. İnsanlığa olan inancını yitirmeyen Diego buluyor hastalığın çaresini; korkusuz olmak. Halk korkusuz oldukça hastalık siniyor, zayıflıyor, küçülüyor, etkisini yitiriyor. İşte o zaman Veba’yı şehirden uzaklaştıracak rüzgar esmeye başlıyor ve halk kazanıyor. Halk bilincine varıyor yaşamın ve yaşananların.
Siyaset
SıkıyönetimAlbert Camus · Can Yayınları · 2018619 okunma
Puan vermedi
Kesinlikle okunması gereken bir eser. Herhangi bir kıssadan hisse çıkarma güdüsü taşımadan yalın bir şekilde okunmalı. Albert Camus’un Caligulasından sonra belki de 2.sıraya konabilecek kadar kompakt ve etkileyici.
SıkıyönetimAlbert Camus · Can Yayınları · 2018619 okunma
9/10
·160 syf.··
2020 19. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2020 01:42
Sıkıyönetim, Camus’nün “Veba” temalı bir başka eseri fakat “Veba” kitabı ile benzerlik sadece bu kadar. Veba’dan farklı olarak Sıkıyönetim bir roman değil oyun. . Veba kitabında sıradan bir kentin veba (ve de “saçma”) ile yaşama çabasını anlatan Camus Sıkıyönetim’de Veba ve Ölüm’ü ete kemiğe bürüyüp karakter olarak karşımıza çıkarıyor. . Sıkıyönetim tiyatro metni olduğu için karakterlerin kişilikleri/felsefeleri sadece konuşmalar üzerinden anlatılıyor. Veba ile Ölüm’ün repliklerini okumak da ekstra keyifli oluyor bu sebepten. . Tabii ki bütün Camus kitapları gibi bu da sembolik anlatımlı bir kitap. Baskıcı rejimlerin çarklarının ancak başkaldırı ile duracağı, durmasa bile mutlaka aksayacağını anlatmış Camus.
SıkıyönetimAlbert Camus · Can Yayınları · 2018619 okunma
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2020 135. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2020 05:16
*spoiler içerir* İspanya'nın Cádiz şehrinde halk kendi halinde yaşarken bir gün şehre bir salgın gelir: Veba. Üniforma giymiş bu Veba, halkın artık kendi halinde yaşayamayacağını hatta kendi halinde bile ölemeyeceğini söyleyerek yönetimi zorla devralır. Cádiz halkının artık nefes almak için bile 'yaşama ruhsatı'na ihtiyacı vardır ve Veba'nın keyfinin istemediği hiçbir şey gerçek olamamaktadır. Özel hayat yoktur, her şey kamunundur; kamu, Veba'nın kendisidir. Tüm kadılar emrindedir, herkes Veba'ya hizmet etmektedir çünkü herkes korku içindedir. İnsanlar hak arayamaz, hak aramak için sıraya girmeleri gerekir ve bu sıraya giren mutlaka can vermektedir. Seçim günü geldiğinde özgürce oy verebileceğini sanan, derin bir yanılgı içindedir çünkü yönetenler elbet bunu da düşünmüşlerdir; evet, özgürce oy verebilirsiniz ama Veba'nın aleyhine olan bütün oylar geçersizdir. Bu kaosta Veba'dan hiçbir kurtuluş yok sanılırken Diego'nun tek başına Veba'nın ve onun ölüm eli olan Sekreter'in karşısına dikilmesi, korkmadığını haykırması ile işler değişir. Korkmayanlar, Sekreter'in öldürmeye gücünün yetmeyeceği tek insan türüdür çünkü. Diego, bunu fark ettiğinde sesi daha çok çıkmaya başlar ve herkesi örgütlemeye girişir. Halkın örgütlendiğini gören sekreter şöyle der: "Direnişçiye, isyancıya hiç lüzum yok artık bu dünyada, polisimizin elinden her iş gelir. İlla devrim icap ediyorsa, polisimiz onu da yapar, gerekirse hükumeti bile devirir. Daha ne istiyorsunuz canım, mis gibi dünya işte! Siz oturun keyfinize bakın, bu fedakar insanlar sizin adınıza kafa yoruyorlar sabahtan akşama kadar, ne kadar mutluluğa ihtiyacınız olduğunun hesabını yapıyorlar." Sonunda aşkı Victoria ile direnişi arasında seçim yapmak zorunda bırakılan Diego, halkının geleceği için arada kalır; ancak seçimini
SıkıyönetimAlbert Camus · Can Yayınları · 2018619 okunma
Puan vermedi·160 syf.·
2020 30. kitabı
Dikkat! "Düzen" konuşuyor.... Asıl hedefimiz, özenle seçilmiş ölüler azınlığın uyandıracağı korku sayesinde köleler çoğunluğuna egemen olmaktır! Çok yaşasın bana yol açan aptallar! Gücüm de umudum da onlardandır! Göster bakayim nerede senin şu özgür insanlar? Diego:Senin zindanlarında! Ölüm çukurlarında!  Kölelerse tahtlara kurulmuş! Susmak haksızlık karşısında, kaybetmek demektir zeytin ekmeği ve yasama hakkını! Ekmeginize sahip çıkmak icin dahi yenmeye mecbursunuz bugün korkunuzu!
SıkıyönetimAlbert Camus · Can Yayınları · 2018619 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2023 1. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2023 22:29
Kafka adalet mekanizmasına estetik ama acımasız bir bakış atar Dava’da. Albert Camus ise, uyumsuzluğa başkaldıran insanın, ahlak ve varoluş eleştirisiyle, zincirin ikinci halkasına eklemlenmemizi ve bugünü yeniden yorumlamamızı sağlıyor Sıkı Yönetim’le. Savaş ve yıkım tehdidinin yaşandığı, zamansız ve mekânsız bir kent. Ansızın gökyüzünde beliren kuyruklu yıldızın işaret ettiği bu kötü alamet; çağın en büyük düşmanı Veba kılığında girer kentlilerin hayatına. Veba’nın bir de ortağı da vardır: Ölüm! Veba tüm diktatörler gibi güç hakkını güç gerçeğiyle eşit tutar, yönetime el koyar ve sıkıyönetim ilan eder. Topraklarına ve yönetime musallat olan vebayla beraber yaşama mecbur kalır kentin insanları; aşıklar, yöneticiler, ayyaşlar, zenginler ve yoksullar aynı korkunç düzenin, aynı alacakaranlık çağın içindedirler, salgın ve ölümdür sonrası: “Ne de olsa hepimiz aynı gemideyiz artık…” Diğerleri adına karar verenlerin ellerinde can verdi milyonlar yüzyıllardır. Kan bize hiç çözüm sunmadı. İnsanın güzel sıfatlarının tümünün öldüğü bu zamanda bile, hangimizin başkaları için seçim yapmaya hakkı vardır? Hiçbirimizin, diyenlerdeniz biz. Bireysel direnişinden başka gücü olmayan başkaldıran insan, herhangi bir politik iddianın arkasına saklanmadan sürdürür savaşını Veba ile. Nobel ödüllü Veba adlı romanından yola çıkarak yazdığı Sıkı Yönetim oyununda Camus, varoluşun tutarsızlığına karşı onurlu ve bireysel odaklı bir başkaldırıyı sahneye taşır. “Hepimiz dinin tesellisi ya da belirlenmiş bir varoluş amacı olmadan yaşamayı öğrenmek zorundayız artık…” Ya öğrenemezsek? O zaman… Evrensel kıyımın şerefine içebiliriz! Hep beraber!
SıkıyönetimAlbert Camus · Can Yayınları · 2018619 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2023 1. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 15 Ocak 2023 19:11
Öncelikle bu kitabı 4 kelime ile ifade etmek istiyorum: "İktidar, Varoluş, Teslimiyet ve Tutku" Gerçekten okurken beni fazlasıyla duygudan duyguya sürükleyen, sonuyla da sarsan bir kitap oldu. Öncelikle bu kavramları, karakterle bağdaştırarak anlatmak istediğimi düşünüyorum. Karakterler; Veba, Sekreter, Diego, Victoria, Yargıç ve Ailesi.. (Kavramları açıklamak istediğim karakterler bunlar. Buna ek olarak Nada, Vali, Başkadı isimli kişiler de mevcuttur.) Olay, İspanya'nın Cádiz kentinde meydana gelmektedir. O sıralarda kenti yöneten valinin yerini, zorla başa geçmeyi planlayan Veba alır. Sekreteri ile beraber, ülkenin yönetiminden ve bütün işlerinden artık o sorumludur. Ama tek fark, kuralların daha katı ve acımasız olmasıdır. Halkın gözü o kadar korkutulmuştur ki, her şeyi göze alacak vaziyete gelirler. Şartları ise hayatlarının bağışlanmasıdır. Veba, o sıralarda kentin havasına hakim olan veba salgınından yararlanır. (Neden salgın ismiyle aynı isme sahip olduklarını anlamış değilim.) Sekreter, tek tek kuralları açıklar. Herkesin bir yaşama ruhsatı olacaktır. Kimse defterde yazılacak olan tarihlerden evvel veya sonra ölmeyecektir. Kimse kafasına göre davranamayacaktır, onlardan habersiz nefes dahi alınmayacaktır. Varoluş kavramını araya girerek açıklamak istiyorum. Yaşama ruhsatı olarak verilen şey, insanların o andan itibaren fani olduklarını kabul edip dünyaya zimmetli kalacaklarını gösteren belge olarak hazırlanmış bulunmaktadır. Bu ruhsatın Balıkçı'ya verilmiş olduğu bir sahne vardır. Sekreter tarafından her şeyin neden olduğu sorulur. Örneğin konuşmaya dahil olan Başkadı adlı karakter şöyle sormaktadır: "Sevgili kardeşim, öğrenmek istediğimiz şudur; var olan düzene sırf var olduğu için riayet edenlerden misiniz?"... Bunlardan sonra ise, Victoria ve Diego'nun
SıkıyönetimAlbert Camus · Can Yayınları · 2018619 okunma
Veba ya da Hubris
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2020 41. kitabı
Kitap bu güne kadar okuduğum en güzel tiyatro eseri. Hatta en güzel kitap desem abartmış sayılmam. Korona salgınında iktidarların, halkın, tüccarların ve her kesimin takındığı tavır bu kıtapta mevcut. Vebanın hastalıktan çok iktidar olmasının ölümcül sonuçlar doğurduğunu ince ince anlatmış büyük usta, yoldaş, güzel insan Albert Camus.
Edebiyat
SıkıyönetimAlbert Camus · Can Yayınları · 2018619 okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.