Kitabın ortasından itibaren ağlamadan duramadım. Colleen Hoover ters köşeleriyle aklıma kazınan bir yazar oldu kesinlikle. Kısaca konusundan bahsedip hemen yorumumu yapacağım.
Babasının cenazesinde ondan beklenen konuşmayı yapmayan Lily Bloom, terasta otururken Ryle adında bir cerrahla tanışıyor ve aralarında bir elektrik oluyor. Aylar sonra çiçekçi dükkanı açmak isteyen Lily'nin işe aldığı kişinin kardeşi Ryle çıkıyor ve yolları tekrardan kesişiyor. Başta her şey çok güzel ilerliyor, baş karakterleri birbirlerine çok yakıştırıyorsunuz. Ryle gerçekten iyi bir insan ve ideal bir eş.
-Spoiler- Derken bir gün Ryle, yaptıkları yemeği fırından çıkartmaya çalışırken eli yanıyor ve Lily de bu karmaşaya gülüyor. Ryle'da cerrah olduğundan ve elinin çok önemli olduğundan bahsedip Lily'i itiyor. Bu noktada yaşadığım şoku size anlatamam. Normalde bu tarz durumlarda tavrım çok keskindir fakat Ryle, itmesinin o anki acısıyla ve endişesiyle yanlışlıkla olduğunu söylediğinde tıpkı Lily gibi ben de ona inandım.
Bu noktada bir de Atlas'tan bahsetmem gerekiyor. Atlas'la ilk defa Lily geçmişte yazdığı günlüğünü okurken tanışıyoruz. Kendisi bir evsiz ve Lily'nin çocukluk aşkı. Aralarındaki kimya çok tatlıydı, keşke böyle ayrılmak zorunda kalmasalardı diye düşünürken, onların da yolları sonradan kesişiyor. Fakat bu sırada Lily, Ryle ile birlikte ve her ne kadar geçmişte güzel şeyler yaşamış olsalar bile artık bitmiş bir ilişki ve Ryle çok tatlı diye düşünüyorsunuz. Ta ki Ryle bu günlükleri bulana ve kıskançlık krizlerine girene kadar.
Gerçekten Ryle'dan bunu asla hiç beklemezdim. Gerçek hayatta keskin sınırlarla çizdiğim, en ufak bir şiddette bile hemen ayrılırım dediğim bir konuda beni bu kadar şoke edebilmeyi başarabildi. Kitabın en sevdiğim noktası da bu oldu: karşı çıktığınız bir duruma empati sağlayabilmesi. Lily de küçüklükte annesine aynı soruları soruyordu -ki annesinin durumu bence daha kötü bir durumdu-. Babasıyla neden hala birlikte olduğunu, buna nasıl katlanabildiğini vs. Büyüyünce asla böyle bir adamla olmayacağım dediği noktada da kendi başına gelmeden anlayamayacağını gördü. Gerçekten de insanları tanıdık dediğimiz anda aslında hiç de tanıyamayabiliriz. Bu konularda ne kadar bilinçli olduğumuzu düşünsek bile yanılabiliriz. Önemli olan bu aldanmayı bitirebilme gücüne sahip olmak. Baş karakterimiz Lily de işte tam da bunu yapıyor. Ryle'dan gördüğü şiddetten sonra hamile kaldığını öğreniyor ve tam da her şeyin çok kötü olduğu bir durumdayken doğru ama zor bir karar veriyor. Hem çocuğu hem de kendisi adına güzel ve sağlıklı bir yaşam istediği için Ryle'dan ayrılıyor.
Kitap, ailem bozulmasın diye veya çocuğum için eşimden ayrılmıyorum düşüncesinin ne kadar yanlış olduğunu oldukça güzel bir şekilde gösteriyor. Çocuk yalnızca anne ve babasının mutlu olduğu bir evde sağlıklı büyüyebilir.
Çok çok beğendiğim bir kitap oldu arkadaşlar, kesinlike tavsiye ediyorum. Fakat son bir gıcıklık yapmadan edemeyeceğim. Neden kitabın ismini "Bizimle Başladı Bizimle Bitti" yapmışlar anlayamadım. İkinci kitabı yurtdışında çoktan çıktı, şimdi onun ismini nasıl yapacaklar merak ediyorum. Ayrıca bu kadar güzel bir kitabın kapağıyla biraz daha uğraşaydınız...