"Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar." şeklinde etkileyici bir cümle ile başlıyor kitap. Benim gibi kışın soğuk bir pazar sabahının erken saatlerinde başladıysanız kitabı okumaya bu cümleyle elinizden bırakmadan bitirmek çok doğal... Korkusuzca, cesur ve güçlü bir metin ile fikirlerini kağıda dökmüş yazar. En umutsuz anlarımızda, ruhun derinliklerinden hiç çıkamayacakmış gibi ya da çıksak dahi hiçbir faydasının olamayacağı hissine kapılışımızı son demine kadar işlemiş. İnsan kendini, düşüncelerini, hislerini ters yüz etmeli bazen. Etmeli ki hangisi bizim hissimiz hangisi bize dayatılanlar test edebilsin. Biliyorum dediklerini ters yüz edebilenler ancak yaşamaya da cesaret edebilirler. Hayatın kendine çizdiği tablodan yeniden bir sanat eseri çıkarabilmeli, önceki tabloya pişmanlıkla bakmadan. Hem kendi derinliğimi keşfedip yaşadım diyebilmeyi, hem de bu kitabı bana hediye eden pek değerli kişinin derinliklerindeki kendini keşfedip bundan sonraki hayatınının her anını dolu dolu yaşayabilmesini diliyorum. Kendi yaşamımızın özgün birer sanatçısı olabilmek için