Puan vermedi·87 syf.··
Beğendi
·
2023 1. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2023 17:53
Memleketini bırakmak zorunda kalıp şehre gelerek tutunmaya çalışan bazen bir bayram sabahında bazen bir demir fabrikasında kır kent ve emek sermaye çatışmalarının arasında kalan Bican, Seydali gibi bir çok nsnın gittikleri yere ayak uydurmaya çalışmaları ve karşılaştıkları zorluklara karşı mücadele eden anadolu insanının hikayesi. Bu hikaye kitabı için fotoğraf makinesi diyebiliriz. Sanayileşmeyle birlikte para kazanmak zorunda kalan insanların kısa kısa hikayelerle en doğal halleriyle fotoğraflamaya çalışan Mustafa Kutlu toplumsal sorunlara duyarlı olduğu gibi işçi ve işçiliğe verdiği önemle birlikte yaşanılan haksızlıkları, bu acı gerçekleri gözler önüne seriyor. Seydalinin nefsinde nefsimizi, Bicanın utangaçlığın da saflığımızın, Zülküf Ağanın ölümünde vicdanımızı sorgulatan bir kitap. Makinaları öğüttüğü duygularımızla klor kokan ellerimizle betonlar arasında aslanı tilkiye boğduran bir düzenin birer parçası olmamızı isteyen düzen. Taksitle ödediğimiz evin, büyüdüğünü göremediğimiz çocukların, kalabalıkların, bir koşturmacanın kurduğu yaşam. Ne acelemiz var? Farketmeden gecen zaman! Bir emeğin, bir duygunun, modernleşmeyen aç gözlülüğün, içimizdeki doğunun, içimizdeki batının kısacası insanlığın hikayesi. Köyden kente gelen Bicanın işçi olarak başladığı yerde yaşadıkları ve hakkını savunması bir yanda onu etkileyen sehirli kadınlar, kuzenler, gençler, işçiler... şehirleşmeye çalışan insanların, değerlerinin, duygularının birbirlerine olan saygılarının, güvenlerinin, kültürlerinin yontulması. Bican ile unutulan edep ve utanma duygusu hatırlatılırken Seydaliyle dünya için neyi yapıp neleri feda edeceği acı bir şekilde vurgulanıyor. İnanç değerleri sorgulanıyor. Seydalinin kılamadığı namazı kendisi orçluyken tutmayanların yaptığı saygısızlığa olan tepkisi Allahtan korkmak, kuldan utanmak cümlesini düşündürüyor. Seydalinin bir halı deseninde kendi hayatını bulması içler acısı. Sehirdeki nüfusun artmasıyla ortaya çıkan değişiklikler modernistler ve tutucular olarak toplumu ikiye bölüyor. Siyaset, partiler, fabrikalar, işçi hakları, modern hayata geçen ve bir türlü tutunamayan insanların değerlerinin nasıl yitirdiklerini çok net görebiliyoruz. Hayat koşuşturmasının isteklerine engel olduğu insanların çaresizliği, işçiler kadar mürekkep yalamış memurlarında mağduriyetine şahit oluyoruz ve bu manzaranın bize ne kadar tanıdık geldiğini farkedince ürperiyoruz Zülküf Ağa ve Bicanın konuşmalarında memleket özlemini hissediyoruz. Hiç gelmemiş olmak aslını yitirmek istemeyen Bican bir bayram sabahında boy abdestiyle ruhunu yıkadığını düşünmek. Zülküf Ağanın hamalını düşürüp kafasını makinaya kaptırması çok acı bir son ve maalesef toplumumuzu parçalamayı başaranlar bunlar biziz, bizdik Bütün bu yaşananları kendimize der almakla birlikte tatmin olmak bilmeyen nefsimizin gerçeklere tıkalı kulaklarımızın ve suları yokuşa akıtmaya çalışarak korkmaya, şaşkın ve yabancı olmaya devam ediyoruz. Hayat herkese eşit davranmıyor ne yazık ki. İşçinin, iş verenin ve işçiliğin öenminin daha iyi anlayabilsek. Haksızlıkların zorlukların yobazlıkların son bulması dileğiyle
Yokuşa Akan SularMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 19985,1bin okunma
·
46 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.