Freud'u seven, psikanalizi içsel olarak anlamaya meraklı biriyseniz muhteşem bir kitap ile karşı karşıyasınız. Her sayfası, her satırı özümsenerek okunacak bir kitap.
Eğer psikoloji mesleğinin dışında bir okursanız; kitabı daha iyi anlamlandırmak için öncesinde Freud'un ortaya atmış olduğu psikoseksüel gelişim evrelerine ve psikanalitik kuramına göz gezdirmenizi tavsiye ederim. Zaten alandan biri iseniz bu kitabı muhakkak okumanız gerekiyor.
Yeni doğan insan yavrusunun, erkek ya da kız olsun, ilk arzu nesnesi annedir. Annenin karnında onunla bir bütün olan çocuk, anneden dış dünyaya çıktığında yine belli bir dönem, beslenme amacıyla yani emme yoluyla anneye bağlı kalır. Anne bir çocuk için hayati öneme sahiptir. Çocuk annenin ilgisi, sevgisi, koruması ve bakımına muhtaç olduğu için onunla ilgili herhangi bir tehlike yaratan uyaran karşısında, doğal olarak kaygı duyar. Annenin ilgisinin çocuğun üzerinden çekilmesi, çocuk için baş edemeyeceği kaygılar doğurabilir. Ve doğal olarak annenin tek ilgi nesnesi yeni doğan değildir, ilgisini vermesi gereken bir eşi ve başka çocukları da olabilmektedir.
Bu evrede çocuğun radarına baba girer.
Kız çocuk için, elde edilmek istenen babaya karşılık önünde rekabet etmesi gereken bir anne vardır ve çocuk annenin bakımına da muhtaç olduğu için açık bir savaşa giremez ve içsel bir çatışma yaşar. Kız çocuk babaya bakarak iki şey görür; ya baba anneden ötürü mutludur ve anne babayı olumlu yönde etkiliyordur ki burada kız çocuk babayı aynı şekilde etkilemek için annesi gibi olmaya çalışır; ya da gördüğü manzarada, anne babayı mutsuz ediyordur ve kız çocuk da annesinin babasına veremediği şeyleri vermeye çalışarak babanın mahrum kaldığı şeyi ona vermeye çabalar.
Erkek çocuk için de anne arzulanan nesne iken, baba rekabet etmesi gereken kişidir. Fakat baba kendisinden daha güçlü ve büyüktür. Bu savaşa girmek mi, arzu nesnesinden vazgeçmek mi çocuk için daha akıllıcadır?
Bu tabii benim anlattığım kadar basit bir konu olmamakla beraber, bir inceleme yazısında derinine giremeyeceğim kadar uçsuz bucaksız bir konudur.
Burada yaşanan çatışmalar ve bu çatışmaların nasıl çözüldüğü çocuğun ileri yaşlarındaki cinselliğini, cinsel tercihini, ilişkilerdeki rolünü, ilişkilerinin biçimini, kendilik algısını etkiler.
Bugün cinselliğe bakışımız, kendimize olan tutumumuz, ilişkilerdeki yaşadığımız çatışmalar hep çocukluğumuzda anne-babamızla olan ilişkimize dayanır. Aydınlanması için de çocukluğumuzdaki o eve ve evin içindeki ilişkilere ışık tutmak gerekir.
Kadın olmak ekstra bir yoğunluk içerir. Anne ile aynı cinsiyeti taşımak, bir kız çocuk için ondan ayrışmayı zorlu kılar. Buna ek olarak toplumsal öğretiler, kadının cinselliğine karşı oluşturulan katı tutumlar, annelik olgusunun kadına yüklediği ruhsal ağırlık karşısında kadının kadınlığını arka plana atmak zorunda kalması da bu hayatın içinde kadını ekstra zorlayan etmenlerdir.
işin özü, çocukluğumuz hem çaresiz olmamız açısından hem de içinde yüzleşmekten korktuğumuz bir sürü karanlık bilgi içermesinden dolayı zordur. Fakat her şeyin cevabı, o açmaya korktuğumuz ve sürekli sırtımızda taşıdığımız çocukluk sandığının içindedir.
Bu sandıkta ne var görmek isterseniz, bu kitabı okuyun!