·435 syf.····Okunma: 24 Ocak 2023 17:33 Maksim Gorki'nin hayatını temel aldığı 3'lü sac ayağının 2. olan ekmeğimi kazanırken kitabı, ayakkabı dükkanında ayak işleri yapan bir çocuk olarak selamlıyor okuru. Rusya sokaklarına salınmış, bulaşıkçılıktan, kuş yakalamaya, ikonografi atölyesinden, fuara kadar çeşitli görev ve sorumluluk adı altında başı boş savrukluğun sayfalar arasında gidip gelme sorgulamasını yaşıyor bizim Akseley. Girdiği her işte insan deneyimliyor, deneyimledikçe de 15 yaşına geldiğini görüyoruz kitapta. Ayakçılık işinde dayısının oğluyla çalışmakta olup aralarında ürkütücü bir dialog hakimdi. Nitekim kavgayla sonuçlansa da aksilikler, yaramazlıklar ve kitaplar hep onunlaydı. Ninesine geldiğinde fakirliğin alt üst olmuş dengesizliğine farklı bir bakış açısı getirerek yoksulların evlerine para bırakıyolardı. İnanç denilen kavramı dilencilikle taçlandıran diğer mujiklerse topa tutuyordu bizimkileri. Nineyse hac çıkararak ürün yerleştirmesi tadında dini sembolize ediyordu bu kitapta da. Kadınlara ve inançlarına göremeyeceğim ya da ayrımına varamadığım bir sivrilikle eleştiri vardı, hele de kadınlara karşı dozu yüksekti. Günahkarlık adı altında her türlü şeyin başlangıcı kadınlara özgüymüş gibi bir çeşit ilan duyumsadım satırlarda. Havva'nın elmayla günaha hoş geldiniz demesi gibiydi. Olayların ve karakterlerin bolluğu, kitabı aşırı canlı tutmasıyla birlikte biraz olsun boğulmaya sebebiyet vermiş gibiydi de gözümde. Sonra karakterimizin tak eden canı, vapura attı kendini. Orada aşçının yanında insanlarla hayatını döndürdü derken ninesin kız kardeşinin yanına gitti orada da eline geçen kalemle marangozcu eniştesine yardım etmeye ama asıl evin köleliğine bir süre devam etti. Burada temas edeceğim noktaysa somut bir gerçekliği yoktu Akseleyin. Düş dünyasıyla bir balkon çizimine insanı ekliyor yalın bir gerçekliğin kuruluğundan ayıklamaya çalışıyordu, bilinçsizce. Sonra üvey babasıyla kesişen rolleri de buruktu temeli olmayan hislerin boşlukta kalması gibi, ilk süreçte de kız kardeşini kaybetmesi gibi. İşte burada Akseleyin kazanç kavramını kitaplar dolduruyordu. Hatta Martin Eden'e selam olsun buradan, tam onun kitap tutkusunu alamasam da, gözleri kapanacak derece de kendini kaptırması, acının içinden geçmeyen neyi kaldı ki diye de biz okurlara fısıldıyordu. İkonografi terimi de dini terminolojinin içinden gelen, çizimlerle, tablolarla birlikte de yaşlı insanların hayatını anlatırken hayatı bulamayışları vardı. Sözlerimi "Böyle giderse mahvolacağım, bir şeyler yapmalıyım" diyen Akseleyin kırılma noktasını, varlık sancılarını, işte bu çıkış kapısı olan Kazan'a giderek üniversite okuma adımıyla uğurlarken bize de serüvenin 3. ayağına devam etmek düşüyor. İyi okumalar.