·512 syf.··Beğendi
···Okunma: 25 Ocak 2023 22:44 -SPOILER-
Bu kitabı bana bir arkadaşım tavsiye etmişti. Okurken kendisinin çok ağladığını ve benim de çok ağlayacağımı söylemişti. Bu nedenle “Kurtlara Söyle Eve Döndüm”ü okumaya birtakım beklentilerle başladım. Ancak kitap beklentilerimden çok daha farklıydı. Düşündüğüm kadar ağlamadım ama yine de duygusal olduğunu inkar edemeyeceğim. Hikaye oldukça çarpıcı ve derindi. Diliyse çok sade ve akıcıydı, o yüzden hızlı okundu. Bazı kısımlar gereğinden fazla uzunca anlatılmış ve hikayede çok bir rolü olmayan bir iki karakter vardı, Ben gibi. Ama tüm bunlar çok göze batan hatalar değildi. Genel olarak hikayeyi ve yazılışını beğendim. Çok daha iyi yazılabilir miydi? Evet. Toby ve June arasındaki bağ, son ana dek hep Finn üzerine kuruldu ancak en sonunda bu bağı Finn’i çok aşan bir ilişki gibi gösterilmesi biraz tutarsız olmuş mesela. Ya da Greta ve June’un kardeşlik ilişkilerini düzeltmeleri, annesi ve Finn’e referans verilerek, daha uzun ve ayrıntılı anlatılsa okuyucuyu daha da etkilerdi. Ama yazar bu hikayeyi nasıl daha iyi yazabilirim diye düşünmeden yazmak istediğini yazmış gibi hissettim daha çok. Asıl önemli olan hikayeyi içinden söküp atmakmış gibi. Bu kitap, otobiyografik izler taşıyor mu emin değilim ama beni en şaşırtan şeylerden biri de nasıl her karakterin verdiği tüm kararların, düşüncelerinin, yaptıkları hareketlerin onların yaşlarını yansıttığıydı. 14 yaşındaki bir çocuk sahiden de sadece 14 yaşında birinin davranacağı şekilde hareket etti, o yaşta bir çocuğun saflığıyla düşündü, o yaşta birinin penceresinden yaşadı her şeyi. Yine benzer şekilde 16 yaşında biri de ne eksik ne fazla, tam 16 yaşındaydı. Çocuklara ait olan bu dünyada ara sıra yetişkinlerin de bu çocukça kararlara kapılmalarını beklemişim farkında olmadan ama onlar da yaşlarına uyacak şekilde, daha olgun kararlar verdiler hep. Herkesin kendine göre sırları vardı. Bu sırlar saklasan anlamsız, anlatsan açıklanmaz sırlardı hep. Bu yönlerden oldukça gerçekçiydi kitap. Öyle ki, her şeyin birebir kurgu olduğuna inanmakta zorlandım. Sanki yazar, kendi yaşamından ya da çok iyi tanıdığı birinin yaşamından bir öyküyü anlatmış gibiydi. Kitaptaki sembollerin kullanımı, çok hoşuma gitti. Finn, kitabın başında ölmesine rağmen, çizdiği tablo yoluyla yaşadı. O tablo, Finn için bir semboldü sanki. Onu temsil ediyor, hayatındaki sevdiği ama birbirleriyle kavgalı olan tüm o insanları, o tablo bir araya getiriyor, barıştırıyordu. En son, tabloyu sildiklerinde inanılmaz bir hayal kırıklığına uğradım. Bence Finn bilse, o da üzülürdü. Yeğenlerinin ve sevgilisinin onun hatrına ve birbirleriyle -tıpkı onun hep dilediği gibi- barışmak için eklediği tüm o detaylar silindi. Bir tek ablasının çizdiği kısımlar kaldı. Bu bana biraz şöyle düşündürttü: “Belki de Finn’in barışması gereken tek kişi ablasıdır. Belki de June ve Greta tekrardan iyi geçinmek için, Toby de kendini hayatta bir şeyleri düzelttiğini hissetmek için Finn’i ve tablosunu bahane ettiler çünkü bunu kendi başlarına yapacak kadar cesur değillerdi.” Her türlü çok düşündürücü bir sonu var. İlk okuduğumda sinirlendim ve bu son kısma gerek var mıydı cidden diye kızdım. Ama üzerinde düşündükçe o iki-üç sayfalık ufacık son chapter’dan binlerce anlam çıkıyor. O gereksiz sandığım kısım, belki de tüm kitabın sonu, bir hikayenin hem bittiği hem de yeni birinin başladığı kısım. Her şeyin ustalıkla hiçbir şeyi açıklamadan açıklandığı kısım işte orası. Belki de yazar bize o son kısımla beraber hepsinin Finn’i olduğu gibi bırakma ve hayatlarına devam etme vakitlerinin geldiğini anlatmak istemiştir. Her türlü epey etkilendiğim bir hikayeydi. 6/10 vermemin sebebi, üzerinde daha fazla uğraşılsa böyle bir hikayenin çok daha görkemli, çok daha unutulmaz bir şekilde anlatılabilecek olması. Hikayenin kendi çok güçlü ve sağlam. Yazar anlatırken tam hakkını veremese bile okurken çok keyif aldığım bir kitaptı. Belki de bu öykü en güzel tam da yazarın anlattığı gibi anlatılacak bir öyküdür.