“Bir mezarın derinliği nedir ki bir insanın derinliği yanında. Fakat yine de bir mezarı bir insana gömemezsin.”
"Ölüm, her insanın gizli yeteneğidir fakat kimse onu gizlememiştir."
Jung da gizlemeyenlerden hatta başkalarının ölümlerini görmek için büyüyen biriydi. Ve henüz kendi ölümüyle ilgilenecek vakti yoktu.
Çünkü Jung'un küçük bir noodle dükkanı vardı ve şehrin o yakasında çok meşhurdu. Kıvırcık saçlarını sımsıkı bir biçimde toplayıp, kıvırcık hamur parçalarını suyun içinde, tahta kaşıkla daireler çizerek pişirirdi. Onun için "Kıvırcık saçlı kız, kıvırcık hamur parçalarını pişiriyor" derlerdi. Jung'da onları göz ucuyla süzerdi.
Jung, neden onları göz ucuyla süzerdi? Gündüzleri noodle dükkanında çalışan Jung akşamları ne yapardı?
Peki, neden Tugay Kaban "Kıvırcık saçlı bir kızın, kıvırcık hamur parçaları ile ilgilendiğini gördüğün an, oradan uzaklaş" diye bizleri uyarıyor? Ve neden kuyruklu yıldızı bize anlatıyor?
Postmodern türüne aşina olanlar bu kitabı büyük bir keyifle kısa sürede okuyabilir. Ama benim gibi postmodern türünü yeni yeni okumaya başlayanlar için saatlerce sürecek bir okuma olacaktır. Bu lafımı sakın yanlış anlamayın. Ben de çok keyifle ve yine Google 'dan araştırmalar yaparak okudum. Üst kurmaca, metinler arasılık, çoğulcu bakış açısı gibi bileşenler üzerinde durarak metinsel yapıyı nasıl incelemem gerektiğini öğrenmeye çalıştım.
Ölümle sonlanacak hayatların, iki sarı kapak arasına sıkıştırılan, her bir kitabın ana teması ölüm olan on bir kitap okudum. Jung'un üst kimlik arayışını, öteki Jung ile aralarında geçen diyolagları okurken, kendi üst kimliğimi sorgulamaya başladım.
Sorgulatan, düşündüren ve araştırmaya sevk eden bu harika eseri herkese canıgönülden tavsiye ederim.