Bir serinin üçüncü kitabını eğer okuyorsan, yazar bir şeyleri doğru yapmış demektir bence.
Ben bu seriyi çok severek okudum. Klişelerin farkında olmama rağmen keyif aldım üçünden de. Ama sanırım en sevdiğim bu kitap oldu.
Serileri okumanın en güzel tarafı kurulmuş bir dünyanın içinde, tanıdığın karakterleri okumaktır sanırım. Bu yazarın hem kurduğu dünyayı, hem de karakterlerini çok sevdiğim için artık her şeyin oturduğu bir dünyada o çok sevdiğim karakterleri uzun uzun ( neredeyse 800 sayfa ) okumak çok güzeldi.
Bundan sonrası spoiler içerir.
Evet, en sevdiğim karakterin Lucien Vanserra olduğunu bu kitapla anladım. Her sahnesini heyecanla okuyordum, söylediği her şeyin altını çizdim. Hala Feyre nasıl bu kızıl fox varken Tamlin’e aşık oldu emin değilim. Rhysand’ı çok sevmeme rağmen, Feyre’nin oynadığı oyun zamanı Lucien’le “flörtü” bana ilk iki kitabı bir kaç sayfalık unuttura bildi. Rhys’i de unuttura bilen biri Lucien, düşünün artık.
Nesta ve Cassian sahneleri deyip susmak istiyorum. Muhteşem bir uyum yaratmış bence yazar.
High Lord’ların toplantısı mükemmeldi. Bir kitaba bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum.
Uslanmaz bir romantik olduğum için, Tamlin’e birazcık haksızlık edildiğini düşünüyorum. Yanlışları varsa bile o da gerçekten aşık oldu ve bu aşkı bu kitapta bile ispatladı.
Büyük savaşa kadar heyecanla gelmemiz, savaşın climax anları her şey keyifli ve dozundaydı ama tek eleştirim yazarın her kesi sağ bırakması. Bu kadar büyük bir savaşa 3 kitapla hazırlanıp hiç kurban vermeden bitirmek savaşı gözümüzde küçülttü. En azından Amren ölmeliydi diye düşünüyorum.
Bu seriye devam edeceğime eminim.