Ahmet Ümit’i üçüncü kez deneyimledim. İlk 2 deneyimimin çok iyi olduğunu söyleyemem. Beyoğlu’nun En Güzel Abisi’ne de kütüphanede rastlayınca alıverdim. İyi ki okumuşum diyorum bu kez. Çok samimi buldum.
Ahmet Ümit bu eserinde belli başlı konulara, tarihi ve siyasi olaylara yer vermiş. 6-7 Eylül katliamı, Gezi Parkı eylemleri, solcu örgütler, Tarlabaşı’nda hüküm süren mafya babaları, sokak çocukları…
Karakterlerin başından geçen olaylar adeta Yeşilçam filmlerini andırıyordu. Ahmet Ümit’in betimlemeleri de gerçekten takdire şayan. Adını hep haberlerde olumsuz olaylarla duyduğum Tarlabaşı’na bile gitme isteği uyandırdı bende. O sokaklarda dolaşmak istedim. Gerçekten 6-7 Eylül olayları olmasa şimdi oralar nasıl olurdu acaba diye düşünmeden edemiyor insan. O insanları yerlerinden yurtlarından acımasızca kovdular, şimdi gerçekten yersiz yurtsuz kaldı İstanbul’un arka sokakları…
En çok güldüğüm yerler üç sokak çocuğunun birbirleriyle olan diyalogları oldu. Bana kahkaha attırdı. Kitapta beğendiğim ayrıntılardan birisi de Ahmet Ümit’in kendisini romana dahil etmesiydi. Başkomiser Nevzat’ın ağzından kendisiyle dalga geçmesini tebessümle okudum. Bir de Fofo Teyze’yi çok sevdim.
Katili tahmin etmekse bu kez zor olmadı. Çünkü Kırlangıç Çığlığı’ndan idmanlıyım. Ahmet Ümit zanlıların hangisinden daha az bahsetmişse katil o kişi çıkıyor :)
Evgenia’yı ise bir türlü kabullenemedim. Hikayede yeri olmasa herhangi bir boşluk oluşturamayacak bir karakter bana göre. Hep yavan, hep yüzeysel kalıyor Başkomiser Nevzat’ın Evgenia’ya olan aşkı. Ölen eşi Güzide’nin yerini bir türlü dolduramamış gibi geliyor bana.
Beyoğlu’nun En Güzel Abisi’ni sevdim. Tavsiye olunur. Keyifli okumalar…