Ben Lucius,
Seneler sonra kazara doğmuş bir çocuk olmamın ailemin Viyana soylularına verdiği ışıltılı balo salonlarındaki resepsiyonlarda kendimi bir ayrık otu gibi hissetmemle alakası olduğunu sanmıyorum. Benim tek hayalim tıp alanında kendimi geliştirip iyi bir hastanede çalışmaktı. Eğitimimi yarıda bırakıp savaş doktoru olarak Galiçya’ya doğru yola çıktığımda edineceğim cerrahlık tecrübesi için bir taraftan heyecanlanıyor, diğer taraftan henüz elime neşter almamış olmamın acemiliğini nasıl örtbas edeceğimi düşünüyordum.
Şimdi geriye dönüp baktığımda kiliseden dönüştürülmüş hastanesiyle Lemnowice’de geçen yıllarımı her şeye rağmen özlemle anıyorum. Her an gelebilecek bir Kazak saldırısına karşı çizmelerimle uzandığım yatağım, hızla artan haşeratlara karşı akıl sağlığımızı kaybetme ve tifüse yakalanma korkusu, soğuk ısırması ve mermilerin zarar verdiği uzuvları kesme, yeni gelen yaralılara yer açma ve hemşire Margarete… Ona karşı hislerimin ilk ne zaman aşka dönüştüğünden emin değilim ama ilk fikir ayrılığımız Kış Askeri’nin Horvath’a gönderilip gönderilmemesi ile ilgiliydi. Şimdi bu noktada kaldıramayacağım kadar acı dolu gerçekler hücum ediyor ruhuma, size benim hikayemi Daniel Manson anlatsın.
Canım arkadaşlarım bu kadar ruhuma işlemiş bir kitabı okumanızı tavsiye ediyorum dememe gerek var mı? Ben kitabın her satırında Lucius’tum; onunla aynı korkuları paylaştım, aynı çekingenliği yaşadım ve aşkın en zor koşullarda filizlenişine tanık oldum. Eğer kurguda mükemmel resmedilmiş karakterlere alışıksanız ve onlarla abartılı duygular yaşamayı seviyorsanız, hayır bu kitap size göre değil. Lucius ve Margarate en az bizim kadar eksikleri olan ve buna rağmen nefes alan, hisseden karakterler.
Özenli çeviri için Seda Çıngay Mellor’a ve kitabı yayınlayan Holden ‘a teşekkürler.
Kış AskeriDaniel Mason · Holden Kitap · 2022213 okunma