“Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem Aydınlık hem Karanlık bir mevsimdi, umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu…”
Kitap daha ilk cümle ile sizi kendine çekiyor.
Okuduğumda keşke bu kadar zaman kitaplığımda bekletmeseydim dedim.
İlk 200 sayfayı okumakta güçlük çekebilirsiniz. Ama sonra kitabı elinizden bırakmak istemeyeceksiniz. Özellikle sonu müthiş.
Olay Paris-Londra arası iki şehirde geçiyor. Suçsuz olduğu halde Paris’te 18 yıl hapis yatan ve sonrasında eski bir dostunun yardımıyla kurtulan Dr. Manette, kızı Lucie ile Londra’ya dönüşü sırasında tanıştıkları Charles Darnay arasında yaşanan aşk hikayesini ve devamında yaşanan farklı olayları anlatıyor yazar. Bunları anlatırken de Fransız Devrimi’nin karanlık yüzüne tanıklık ediyorsunuz. Kin, öfke, intikam duygusu, giyotin cezası ve daha nicesi…
Karakterler ve olaylar ilk başlarda karışık gelse de sonlara doğru her şey çorap söküğü gibi geliyor. Ve kitabın sonu hayret edici şekilde bitiyor.
Özellikle Sydney Carton karakterinin yeri bende ayrıdır böyle bir aşk ve fedakarlık yok gerçekten
Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim kitapla kalın.
İki Şehrin HikâyesiCharles Dickens